Yağmur fena değil; peki iklim?
27 Şubat’ta Abdullah Öcalan’ın deklare ettiği tarihsel bildiriden sonra toplumun her kesiminde, solunda, sağında tartışmalar sürüyor, yorumlar yapılıyor. Ortalık henüz biraz karışık. İktidar ortaklarının tam bir uzlaşma içinde olup olmadıkları bilinmiyor; görüşmelerin tamamına da vakıf değiliz zaten. Her halükarda bir sakin olmak, soluk alıp durumu anlamaya çalışmak gereken zamanlardayız; açıklamanın daha ertesi günü klavye başına geçip derin analizler yapmak çok doğru gibi görünmüyor.
Şüphesiz ‘PKK’nin feshi’ gibi bir durum -henüz sadece girişim aşamasında olsa bile- tarihsel bir dönemeç noktasıdır ve Kürt olmadığım halde benim yaşamımda bile kritik anlamı olan bir şeydir. Şaka değil, 50 yıldan söz ediyoruz ve milyonlarca insan PKK’nin var olduğu bir ortama doğdu, büyüdü, onunla birlikte var oldu, kimisi onunla kimliğini buldu, kimisi onun organik bir parçası olmasa bile rüzgârını hissetti, sevse de sevmese de böyle oldu. Bunlar kolay işler değil. Bir siyasal hareketin başarısı, sosyolojik vaka haline gelmesidir ve bu hiç kolay değildir. Sol jargonda biz buna ‘kitleselleşmek’ deriz ama aslında ‘kitleselleşmek’ daha çok nicel çağrışım yapan yetersiz bir kavramdır. Benim sözünü ettiğim şey, atmosferle, toplumun maddi manevi yaşamını kuşatmakla ilgili. Bu anlamda, ulusa, halka, işçi sınıfına ‘öncülük etmek’ aslında ilk anda akla geldiği gibi fiziki bir durum değil, eksen yaratmak, toplumsal atmosferi şekillendirmek ve bunu kalıcı kılmakla ilgilidir. İnsanlar, sizi sevmeyenler de dahil olmak üzere bütün insanlar, iyi ya da kötü bir adım atarken sizin varlığınızı hesaplıyorsa, gözünü size çeviriyorsa ve bu bir refleks haline gelmişse, ‘sosyolojik vaka’ olursunuz. Yani, tamam, kurarsınız bir örgüt, büyür, gelişir ama sosyolojik vaka olmak, kuşaklar boyunca milyonların yaşamlarını değiştirmek, onların arasında artık sökülüp atılamaz biçimde derinleşmektir; nihai hedefe (iktidar, bağımsızlık, vb.) ulaşıp ulaşmamaktan bağımsız olarak bu durum, başlı başına bir olgudur.
Bu 50 yıla pek çok şey sığdı üstelik. Başlangıç itibarıyla Türkiye sınırlarını fazla aşamayan hareket, dört parçada ciddi zeminler elde ederken, özellikle Rojava’da önemli bir mevzi elde etti; öte yanda muazzam bir kadın hareketi başta olmak üzere büyük bir kitlesellik yarattı, Türkiye’nin üçüncü büyük partisini inşa etti, dünyanın her köşesinde genişleyen halkalar yarattı, vb… Bütün bunların bir stratejik aklın, kritik zamanlarda verilen kritik kararların sonucu olmadığını söylemek mümkün değil elbette. Tarihe vakıf olan herkes bilir ki, bütün bu kritik kararlar olmasa, PKK bugün herhangi bir küçük Kürt grubundan daha fazlası olmazdı; hatta var olmazdı.
Şimdi neredeyiz? Başka bir dünya var artık. Son gelişmeleri herkes Ortadoğu’daki kaos ve tehlikelerle ilişkilendiriyor ama bence esas mesele o değil. Aradan geçen elli yılda, bir bütün olarak dünya bir yerden bir başka yere geldi. Haritacılar harita yetiştiremez oldu okul çocuklarına!
Böyle olmak zorunda mıydı? Uzun bir tartışma belki ama kısaca yanıtlayayım: Hayır, değildi. Böyle olmayabilirdi. Dünyanın neredeyse üçte birini kaplayan o muazzam sosyalist deneyim, kendisini yenileyerek başka bir düzeye sıçrayıp küflenmiş yapısını devrimci bir silkinişle........
© Yeni Yaşam
