menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Temkin, güven ve umut

51 0
26.03.2026

Barış süreçleri, doğası gereği hem en büyük hayallerin hem de en derin kuşku ve korkuların bir arada sahne aldığı, bıçak sırtı dönemlerdir. Bir toplumun yaralarını sarma ihtimali ne kadar heyecan vericiyse, o yaranın tekrar deşilme ihtimali de bir o kadar ürkütücüdür. Bu süreci temkinli umut ve güvensizlik olarak iki ana duygu ekseninde yaşıyor toplum. Umut, bu süreçlerin yakıtıdır; ancak geçmişin yükünü taşıyan toplumlarda bu umut artık saf bir iyimserlik değildir. Bu yüzden olsa gerek buna temkinli umut deniyor. Çünkü artık vaatlere değil, somut adımlara bakılır. Umut, atılan her olumlu adımda bir gıdım büyürken, her aksaklıkta geri çekilmeye hazırdır. Güvensizlik ise bir engel değil, geçmişte yaşanmış hayal kırıklıklarının bir savunma mekanizmasıdır. Toplum genellikle kimi kuşkuların pençesindedir: Geçmişteki ihlaller, bugünkü masanın ayaklarını sarsar. Güven, inşa etmesi yıllar süren ama yıkılması saniyeler alan bir yapıdır.

Statükodan beslenenler veya kimliğini çatışma üzerinden tanımlayanlar için bir tehdit olarak algılanabilir. Barış süreçleri her zaman doğrusal bir çizgide ilerlemez. Aksine, iki ileri bir geri giden, provokasyonlara açık ve fazlasıyla kırılgan bir yapıdadır. Bu süreçte en büyük düşman sessizliktir. Şeffaflık azaldıkça, toplumdaki güvensizlik komplo teorileriyle beslenir ve umut yerini öfkeye bırakır. Barış, sadece silahların susması değil, güvenin inşa edilmesidir. Temkinli olmak bir gerekliliktir ancak bu temkinli olma hali, diyalog kapılarını kapatan bir barikata dönüşmemelidir.

Barış süreci siyah ya da beyaz değildir; gri bir alandır. Bu alanda ilerlemek için umut bir pusuladır, temkinli olmak ise emniyet kemeridir. Güvensizliği tamamen yok etmeye çalışmak bazen gerçekçi olmayabilir. Asıl başarı, tarafların birbirine güvenmesinden ziyade,........

© Yeni Yaşam