Barış herkes için
Herkesin kendi mevzisinden bir ötekine bağırdığı, seslerin yankısız duvarlara çarpıp geri döndüğü bu çağda, en çok kirletilen ve hoyratça harcanan kavramların başında geliyor ‘barış’. Oysa barış, bir kesimin diğerine dayattığı bir teslimiyet belgesi ya da muktedirlerin masa başında çizdiği sınır çizgileri değildir.
Sitemkar ama umudu elden bırakmayan bir yönüyle bakarsak meseleye; barış, sadece bir kesime değil hepimizin başının üzerindeki o ortak, lekesiz gökyüzüdür.
Bir halkın sevinci diğerinin yasına çarpıyorsa, bir mahallenin huzuru diğerinin tedirginliği üzerine kurulmuşsa, orada telaffuz edilen barış imgesi eksik ve yaralıdır. Parçalı bir barış olamaz. Şunlar hariç, bunlar dışarıda kalmak kaydıyla diye başlayan her cümle, aslında yeni çatışmaların tohumunu kendi bağrında taşır.
Barış kapsayıcıdır. Toplumun en korumasız, en sesi kısılmış kesimini bile şemsiyesi altına alamayan bir barış, sakattır.
Barış bütündür: Tıpkı kırık bir aynanın dünyayı parça parça göstermesi gibi, dışlayıcı bir barış da toplumsal hafızayı parçalar. Yaranın kabuk bağlaması yetmez; içerideki iltihabın temizlenmesi gerekir. Bu da ancak ama’sız, fakat’sız, tüm kesimlerin acısını gören ve kabul eden bir yüzleşmeyle mümkündür.
Barış denilerek örülen duvarlar, sadece........
