Basra harap olmadan
İran’a yönelik savaş gözümüzün önünden akıp gitti.
ABD’nin, Birleşik Krallık’tan devraldığı dünya emperyalist liderliğinin net bir sarsıntıya uğradığına tanık olduk. 90’larda ve 2000’lerin başında emperyalizm ve dünya savaşları konusunu objektif bir biçimde konuşmak kolay değildi. Ortalığa liberaller hâkim olmuştu. “Küreselleşen dünyamızda” demeden konuşmaya başlanamıyordu. Bir benzetme yapmak gerekirse “dünyamız global bir köydü”.
Irak’ın işgaliyle birlikte bu söylemin defteri kapandı. Sağ sektarizmin, bu boş laflarına artık dişimizi sıkmak zorunda değiliz. Fakat dünyanın bütün yüksek bilgisini kendinde toplamış edasındaki o ekolün afra tafrasını size anlatamam. Onlara göre sosyalizm yenilmişti işte ve neoliberalizm her yönden güçlüydü. Bir teknoloji fuarına gitseler bile gözleri kamaşıyordu ve hayran kalıyorlardı güncel kapitalizme. O an itibariyle de daha fazla kızıyorlardı, donmuş fikirlere sahip solculara.
O zamanki liberallerin bir kısmı, sonraları fazlaca antiemperyalist gibi bile oldular. Sağ olsunlar o zaman da işçi sınıfı mücadelesini pek dikkate almazlardı, şimdi de almıyorlar. Haklarını yemeyeyim, o konuda tutarlılar kesinlikle.
Şimdi boruları pek ötmüyor. Sessiz sedasız haksız çıktılar. ABD hegemonyasının bir imparatorluk düzeyine yükseldiğini düşünüyorlardı. İran’a yönelik savaşın ardından iyice anlaşıldı ki, ABD hegemonyasını kaybediyor ve çok kutuplu bir dünyadayız artık. Bu tek........
