İngilizler sahaya mı iniyor?
Esasında çürüyen, dikiş tutmayan sistemin kendisidir. Kapitalist modernist sistemin zihniyet kodları ile varlık gösteren, ayakta durmaya çalışan ulus devletçi yapı çatırdamakta, çökmektedir. Böylesi bir yıkıntının üzerine yapılacak her türlü inşa yeni yıkımlara gebedir, ötesi yoktur
Ocak 2017’de Başkanlık seçimlerini kazanan Donald Trump’ı ilk ziyaret eden Dış temsilci o dönemin İngiltere Başbakanı Theresa May’di. May, burada yaptığı konuşmada İngiltere ile Amerika’nın ‘dünyayı yeniden birlikte yönetebileceğini’ dile getirmiş, bu konuşma o günlerde bayağı tartışılmıştı. Malum! May’in o koltuktaki ömrü kısa süreli oldu ve ABD’nin bu teklife ne cevap verdiği açıklık kazanmadı. Fakat İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıktıktan sonra bağımsız bir yol izlediği, en azından buna yöneldiği aşikâr. Önce ABD ile ortaklaşma eğilimi gösteren bu yönelimin daha sonrasında farklı boyutlar kazandığı görülüyor.
Suriye’de rejimin yıkılması ardından kısmen yansıyan bu politikanın, esasen ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattıkları savaşta belirginleştiği söylenebilir. Savaşın başında ikircikli açıklamalar yapan, tam dahil olmasa da belli boyutlarıyla dahil olacakmış izlenimi veren İngiltere, savaşın yarattığı sonuçları gördükçe daha keskin çıkışlar yapmış ABD’nin ısrarlı çağrılarına hayır demiştir. Başbakan Keir Starmer ‘İran savaşı konusundaki tutumum başından beri netti; bu bizim savaşımız değil’ dedikten sonra ‘fikrimi değiştirmeyeceğim, teslim olmayacağım’ diyerek de üzerlerindeki baskıya işaret etti.
Dikkat çeken husus ‘savaşın tarafı olmayacağız’ diyen Starmer’in ateşkesin ikinci gününde soluğu Suudi Arabistan’da alması oldu. İlkin Veliaht Prens Muhammed Salman ile görüşen İngiliz Başbakan sonrasında sırasıyla BAE, Bayreyn ve Katar........
