DEĞİŞİM, GELİŞİM, HAYÂL, HAKİKAT!
Özel Sayılar İSTİKLÂL MARŞI’NIN 100.YILI Başbuğ Alparslan Türkeş Özel Sayısı DÜNDAR TAŞER ÖZEL SAYISI Mayıs 2019 Özel Sayısı
İSTİKLÂL MARŞI’NIN 100.YILI
Başbuğ Alparslan Türkeş Özel Sayısı
DÜNDAR TAŞER ÖZEL SAYISI
Mayıs 2019 Özel Sayısı
DEĞİŞİM, GELİŞİM, HAYÂL, HAKİKAT!
Geceler gündüzleri, günler ayları, aylar da yılları kovaladıkça ve hatıra duvarları kalınlaştıkça; içte başlayan muhasebe de artıyor. Yetişemiyoruz dünyanın baş döndüren hızına. Yaşam şekilleri, fikirler, ülküler, insanlar, insanlar, insanlar… Her şey yeni bir anlam kazanıyor yaşadığımızı düşündüğümüz çağda.
Ve başlıyor bir söylev kapanı “Değişim” adıyla…
Sonrasında sıralanıyor tumturaklı sözler:
“Değişime ayak uydurmalısın.”
“Hangi çağda yaşıyoruz canım?”
“Uzay çağındayız uzay!”
“Zamanın ruhunu yakalamalısın.”
Yetmiyor bu sözler ikna için. Biliyorlar ki “senden” birkaç cümle daha eklenmeli:
“Eski çamlar bardak oldu.” diyerek devam ediyorlar.
Kısa bir tereddüt yaşıyorsun atasözü ile gelen örneğin ardından.
Yakalandığını fark ettiklerinde hassas bir noktandan, daha cesur dökülüyor gerekçeler; “Tekâmül” diyorlar. “Buna da itiraz edemezsin ya…” diye gelen pekiştireç ifadeleriyle.
Yine de içinde yükselen bir itiraz damarı rahatsız ediyor seni. “Nasıl yani?” diyerek. “Her şeyi mi değiştireceğiz? Bizi “biz” yapan değerleri, ruhumuza mana katan ulvî gayeyi, kökü mazide olan atiyi…”
Müstehzi bir dudak arası gülümseme hissediyorsun. Küçümsemenin yanı sıra acıyarak bakan gözler ve sana ait olmayan sözler kulaklarında çınlıyor:
“Zafer sabahlarını kovalayan bozgun akşamları. İhtiyar dev, mazideki ihtişamından utanır oldu. Sonra utanç, unutkanlığa bıraktı yerini, “Ben Avrupalıyım” demeğe başladı, “Asya bir cüzzamlılar diyarıdır.” Avrupalı dostları, acıyarak baktılar ihtiyara ve kulağına: “Hayır delikanlı”, diye fısıldadılar, “sen bir az-gelişmişsin.”
Ama öncesi vardı bu sözün:
“Kıt’aları ipek bir kumaş gibi keser biçerdik. Kelleler damlardı kılıcımızdan. Bir biz vardık cihanda, bir de küffar…
Sonra isyan yüklü satırlarla koyarsın itirazlarını…
“Böyle değildik” diye haykırma ihtiyacı hissedersin ve dersin ki:
Hep bir ülkünün mehabetinin zirvesindeydik…
Karşılıksız bir sevdanın doruklarında karşılıksız........
