ZİNCİR
Özel Sayılar İSTİKLÂL MARŞI’NIN 100.YILI Başbuğ Alparslan Türkeş Özel Sayısı DÜNDAR TAŞER ÖZEL SAYISI Mayıs 2019 Özel Sayısı
İSTİKLÂL MARŞI’NIN 100.YILI
Başbuğ Alparslan Türkeş Özel Sayısı
DÜNDAR TAŞER ÖZEL SAYISI
Mayıs 2019 Özel Sayısı
“Nereden bilsindi ki o an bu iki genç ana baba yurtlarını talan eden zalim ve sırnaşık kadere isyandadırlar, ellerindeki hiçliğe rağmen teslim olmamakta ve savaşmaktadırlar; nereden bilsindi ki öte yakada uzanan topraklar onlar için aziz bir vatan parçasıdır; binlerce yılın ilmek ilmek dokuduğu yürektir, candır, ar ve namustur. Eğer bunları bilseydi, insan fıtratını mide ile sıfırlamış milyonlarca insandan biri gibi o da galiba, galiba da ne demek, ona ne şüphe, bu iki gencin akıllarından zorları olduğunu düşünürdü; tarihi sırtlamış, geleceğe bindirmeye kalkışan hüzün ve melalle yatıp kalkan iki çılgın!…”
Bazı hikâyeler vardır, okuduğunuzda o günleri görmemenize rağmen sizi o günlerin şâhidi yapar. Okuduğunuz her bir satırı size öyle bir tahayyül ettirir ki zannedersiniz ki siz de oradasınız, bütün yaşanılanların bir tanığısınız. Yaşanılanları an be an izlersiniz lâkin anlatmak daha güçtür. Bu yazdıklarımı yalnızca bir kitap tanıtımı zannetmeyin çünkü bu bizim hikâyemiz. Bu hikâye, zulüm çemberini yarmaya and içmişlerin, Allah’ın onlara bahşettiği gücü zalimleri ezmek için kullananların hikâyesi.
Çora Dede, Seyit, Fatma, şehit Süleyman, her bir karakterin hikâyesi size öyle tanıdık gelecek ki okurken boğazınız düğüm düğüm olacak, belki bazı sayfalarda ağlayacaksınız. Okurken şâhidi olduğunuz günlerde çekilen çileleri, ızdırapları yüreğinizin en derininde hissedeceksiniz. Neler yaşamışız diyeceksiniz. Gözünüzün önüne henüz 20 sine basmadan toprağa düşmüş ülkü fidanlarımız gelecek. Ne bedeller ödenmiş bu vatan toprakları için, uğruna ne yiğitler canlarını vermiş, mahşere ne çok sevda kalmış…
Şimdi düşünüyorum, Seyit Fatma’sının kuzgun karası saçlarını bir daha sevemeyeceğini bilseydi döner miydi bu dâvâdan? Herhalde “ben bir defâ vatan kaybetmişim, bir daha kaybetmem!” deyip 50’sinde İstiklal Harbine asker olarak yazılan Çora dedesi aklına gelirdi. Sonra, dedelerinin göç gerçeğini araştırırken tanıdığı İsmail Gaspıralı’nın milleti için verdiği mücadelesini hatırlardı. Kolay mıydı bir daha vatan yaptığın toprakları kaybetmek? Bildiklerinin, öğrendiklerinin yükünü bir kenara bırakıp hayatına hiçbir şey olmamış gibi devam etmek? Bir defa gönlünde Türk milletine duyduğu sevgi tomurcuk tomurcuk yeşermişti, var olan sorumluluğunun idrakine varmıştı. Fatma’sını dünya gözüyle bir daha göremeyecek olsa dâhi dönemezdi.
Hür ve müstakil bir vatanın olmadıktan sonra, yâr da olmazdı, ana babada olmazdı. Bedel ödeyerek kazandığın egemenliği kaybettiğinde inandığın ölçüde yaşamana izin verilmez, kimliğin yok edilmek istenirdi. Hele kaybedilen Türk toprağıysa o topraklarda Türk gibi yaşamak şöyle dursun, insanca yaşamak dâhi fazla görülürdü. Bunu en iyi Fatma bilirdi. Binlerce yıllık Türk şehri Kerkük, zâlimlerin elinde ne acılar ne katliamlara şahit olmuştu. Yine biliyordu ki, komünizm Rus emperyalizminin kılıfıydı, safsatalarıyla esir aldığı beyinleri kullanarak Türkiye’yi işgal etmek amacını taşıyordu.
Seyit’inde Fatma’nın da vatan hasreti yüreklerini bir kor gibi yakarken, türlü zulümler görmüş bütün dünya Türklüğü gibi onlarda Türkiye’yi vatan bellemiş, Türkiye’de Kırım, Kerkük ve diğer tutsak Türk toprakları gibi olmasın diye kendi canlarından geçmeye razı olmuşlardır. Birbirlerine duydukları sevgi gözlerini dâhi kırpmadan canlarını verebilecek kadar büyüktür ama Türk milletine karşı duydukları sevgi daha büyüktür. Elbette bu topraklar onlara analarının ak sütü gibi helaldi lâkin Türkiye o günlerde adeta kâbusu yaşıyordu. Fatma’da Seyit’te sık sık şu sorgulamaya düşüyordu; Nasıl oluyordu da bütün dünya mazlumlarının gözyaşımı siler diye beklediği Türk milletinin bazı evlatlarından eli kanlı komünistler çıkabiliyordu? Nasıl oluyordu da tarih boyunca hakkın, hakikatin, adaletin temsilcisi olmuş bir milletin evlatları kendi milletine zulmetme gafletine düşebiliyordu? Demek ki onların gözlerine hakikati göremeyecek kadar zifiri karanlık düşmüştü, bu zulmün ortağı olacak kadar beyinleri tutsak olmuştu.
Seyit’in bir gece o sokağa sapmasıyla başlayan ve sonunda yarım bırakılan hikâyesi, onun alın yazısı değildi. Tıpkı diğer yarım bırakılan hikâyeler gibi…
Bizi o günlerin birer şâhidi yapan, bizden önceki Türk milliyetçilerinin çektiği çile ve ızdıraplara tanık olmamıza vesile olan Hasan Kayıhan’a teşekkür ederim.
Bütün şehitlerimizin aziz ruhlarına rahmetle.
Bu yazı ne kadar faydalıydı?
Puan vermek için bir yıldıza tıklayın!
Ortalama puan 0 / 5. Oy sayısı: 0
Henüz oy yok! Bu yazıyı ilk siz değerlendirin.
Bu yazıyı faydalı bulduysanız...
Bizi sosyal medyada takip edin!
Bu yazının sizin için faydalı olmamasından dolayı üzgünüz!
Tell us how we can improve this post?
ÇAĞDAŞ MEDENİYETTE ALGI YARATMA MANEVRALARI VE AHLAK
SINIF ÇATIŞMALARI VE EMEK
Yorum bırakın Yanıtı iptal et
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.
Özel Sayılar İSTİKLÂL MARŞI’NIN 100.YILI Başbuğ Alparslan Türkeş Özel Sayısı DÜNDAR TAŞER ÖZEL SAYISI Mayıs 2019 Özel Sayısı
İSTİKLÂL MARŞI’NIN 100.YILI
Başbuğ Alparslan Türkeş Özel Sayısı
DÜNDAR TAŞER ÖZEL SAYISI
Mayıs 2019 Özel Sayısı
Gizlilik Politikası | Hizmet Şartları
© 2026 Yeni Ufuk Dergisi
