Frankenstein’ın adamları ve Epstein dosyaları: İnsanlığın ve Batı uygarlığının intiharı
Batı uygarlığı, modernlikle birlikte bütün insanlığa meydan okudu. İnsanlığa, bütün medeniyetlere, dinlere, Tanrı fikrine, hakikate, tabiata vs. savaş açtı.
Kendisi dışındaki hiçbir medeniyete, kültüre, inanca kendisine benzemediği veya Batı’ya boyun eğmediği sürece hayat hakkı tanımadı.
Thomas Paine, bunu “insanlığın kökünü kazıma konusunda kimse Batı’yla yarışamaz!” diyerek enfes bir şekilde özetlemişti The Rights of Man başlıklı çığır açıcı kitabında.
İNSANLIĞIN İNTİHARI
Batı uygarlığı, tastamam bir Frankenstein’ı andırıyor: Bir dünya kuruyor ama bu dünyayı öylesine sapkın, öylesine yıkıcı temeller üzerine inşa ediyor ki, Batı uygarlığını vareden dinamik’ler, Batı uygarlığını yok eden dinamit’lere dönüşüyor, kaçınılmaz olarak.
En temelden, felsefî olarak izah etmek gerekirse şu söylenebilir, öncelikle: Schumpeter’in “yaratıcı tahrip” olarak tarif ettiği, -Marx’ın da bu kavramı kullanarak kışkırtıcı analizler yaptığı- kapitalist Batı uygarlığı, insana ne olduğunu unutturdu.
En az iki farklı şekilde okunabilir bu cümle.
Birincisi: Postmodern algı çağında insanın düşünme melekelerini öylesine yok etti, insanı pasif nihilizmin eşiğine öylesine sulu sepken bir şekilde sürükledi ki, insan’ın ne olduğunu, nasıl bir varlık olduğunu unutturdu Batı uygarlığı bütün insanlığa.
İkincisi: İnsanlığı öylesine ayarttı, insanlığı zihnen öylesine felçleştirdi, epistemik kölelere dönüştürdü ki, insan’lık başına ne geldiğini bilemez oldu, adeta mankurtlaştı ve her şeyi unuttu.
Batı uygarlığının insanlığın zirvesi hatta tek........
