Maarifin Kalbinde Ramazan: Okulun hayatla buluşması
Milli Eğitim Bakanlığı’nın “Maarif’in Kalbinde Ramazan” başlıklı genelgesi etrafında koparılan tartışmalar, bu konularla ilgili bütün tartışmalar gibi yine kendini aşan bir muhasebeye bizi davet ediyor. Türkiye’nin milli ve manevi kimliğine ve değerlerine adeta bir sava açmak olarak anlaşılmış ve uygulanmış olan laikliğin nispeten daha makul bir çizgiye oturtulmuş olduğunu söyleyebiliriz aslında. Türkiye’nin hiçbir zaman kendi ihtiyacı olmamış, Türkiye’nin öz kimliğine, değerlerine ve gelişim potansiyellerine vurulmuş bir zincir gibi uygulanmış olan laiklik bu milletin, bu halkın talebi olamazdı elbet.
Yoksa hangi çılgın kendine böyle bir zincir vurmayı istemiş olabilirdi ki? Bu çılgınlığın sınırlarında bugün en azından laikliğin hiçbir zaman halkın veya bireyin değil ancak devletin bir işlevi olabileceği biraz daha iyi anlaşılıyor. Bireyin laik olduğunu söyleyebildiği bir bağlam esasen tuhaf bir bağlamdır. Laik olduğunu söyleyenler laikliği bir din gibi, bir ideoloji gibi telakki etmiş oluyorlar. Kendi ritüelleri, kendi inançları, kendi idolleri ve tanrıları olan bir din gibi. Nitekim laik olduğunu söyleyenlerin sözlerindeki huşuya, tonlamaya, göndermelere baktığınızda bunu çok iyi hissedersiniz.
Milli Eğitimin Bakanlığının Maarifin Kalbinde Ramazan başlıklı genelgesinin bizi tekrar Türkiye’de din, laiklik, kültür ve eğitim arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağı meselesine götürmesi yine de anlaşılmayacak bir şey değil. Laikliğin diğer bütün dini ve felsefi anlayışlar üzerinde bir başka din ve felsefi anlayışın tahakkümü gibi anlaşıldığı dönemlerden kalma refleksler uyanmış mutat gürültülerini koparıyor. İslam’ın her türlü görünümünü yok etmek üzere yapılan baskıların Türkiye örneğinde olağanüstü akıl-dışı, gerçek-dışı ve aşırı cüretkâr uygulamalar olduğunu bir türlü görmüyorlar. Türkiye’de bir dönem bu millet üzerinde uyguladıkları baskıların onları İslam düşmanları, işgalciler konumuna düşürmüş olduğunu kendileri anlamıyorlarsa da bu millet çok iyi anlıyor artık. Bu millet üzerinde ancak işgalci bir noktadan ve bu millete son derece yabancı ve düşmanca uygulanabilecek politikaların failleri olarak suçlanıp mahkûm olmayı hak ediyorlar. Ama bu Müslüman halk belki nezaketinden yüzlerinde şimdiye kadar bu suçluluklarını yeterince açık okuyamadı belki.
Bakan Yusuf Tekin’in yaptığı........
