menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kurban’a dair İsmailce dersler

112 0
30.05.2026

1. Kurban, dar bir ibadet tartışmasının sınırlarının ötesinde insan varoluşunun, tarihsel çatışmaların ve modern siyasetin merkezî kavramlarından biri olarak yeniden düşünülmeli. Kurbanın tarihi, bağlamları, geçirdiği dönüşümler izlendikçe görülür ki aslında konu çok daha derin başka sorulara açılmaktadır: İnsan ne uğruna yaşar? Ne uğruna vazgeçer? Hangi bedeller meşru, hangileri zulümdür? Kimin ölümüne yas tutulur, kimin ölümü sessizlikle geçiştirilir? Hangi teslimiyet özgürleştirir, hangi itaat köleleştirir? Bu nedenle kurban, yalnızca dinî bir kavram değil; insanlık durumunun temel tercümelerinden biri olarak çıkar karşımıza.

2. Kurbanın tarihinde mesela bir İsmail’in Gülüşü imgesi bütün bu tartışmaların hem sembolü hem eleştirel ölçüsü olarak ortaya çıkar. Çünkü gülüş, dışlananın hâlâ hayatta olduğunu gösterir. Tarih boyunca birçok egemenlik biçimi, yalnızca bedenleri denetlemekle yetinmemiş; sevinci, umudu ve haysiyeti de denetlemek istemiştir. Mazlumun acı çekmesine razı olunur; ama mazlumun gülmesine tahammül edilmez. Bu yüzden İsmail’in gülüşü, seçilmişlik rejimlerine, ırkçı meşruiyet anlatılarına ve mülk tekellerine yönelmiş sessiz ama sarsıcı bir itirazdır. O gülüş, tarihten silinmesi planlananın geri dönüşüdür.

3. Kurbanın bir varoluş düzeyidir. İnsan, tercihler yapan bir varlıktır; her tercih aynı anda başka imkânların feda edilmesidir. Bu bakımdan kurban, insan eyleminin yapısına içkindir. Bir hakikate yönelen, bir konforu terk eder. Bir adaleti savunan, başka menfaatlerden vazgeçer. Bir sevgiyi seçen, başka merkezleri bırakır. Ritüel kurban, bu daha geniş hakikatin görünür ve yoğunlaşmış biçimidir. Dolayısıyla kurban, hayatın dışına eklenmiş bir seremoni değil; hayatın anlamını açığa çıkaran sahnedir.

4. Modern bireycilik çoğu zaman teslimiyeti zayıflık olarak görür. Oysa hakikate teslim olmayan insan, çoğu kez nefsine, modaya, iktidara veya korkuya teslim olur. İsmail’in tavrı, bilinçsiz boyun eğme değil; güvenin en yüksek formudur. Burada sevgi, tenakuzları gideren güç olarak ortaya çıkar. Çünkü sevgi varsa fedakârlık zulüm değildir, enayilik hiç değildir; anlam kazanır. Niyet ile şekil arasındaki ilişki de burada berraklaşır: Aynı eylem, bir elde şiddet, diğer elde ibadet olabilir. Kurbanı belirleyen yalnızca dış biçim değil, yöneldiği hakikattir.

5. Modern hayat insanları sınıflara, kimliklere, uzmanlıklara ve yalnızlıklara ayırırken; hac ve kurban bu parçalanmışlığı geçici de olsa askıya alır. İhram, statü farklarını örter. Arafat, insanları aynı fanilikte buluşturur. Mina ve Akabe, ortak sınav bilinci üretir. Paylaşılan et, zengin ile fakir arasında sadece ekonomik değil ahlâkî bir yakınlık kurar. Böylece kurbanın sosyolojik anlamı ve işlevi görünür hâle gelir: İnsanları birbirine yaklaştırmak. Kelimenin asli anlamı olan “kurbiyet” yalnızca Allah’a değil, insanın insana da yakınlaşmadır. Belki tuhaf gelecek ama insanın diğer yaratılmışlara da, kurban edilen hayvana da bir merhamet duyması onunla yakınlaşmasıdır. Her gün soframıza gıda........

© Yeni Şafak