AK Parti 25 yaşında (II) İkinci çeyrek asır: Güçlü devletten adil topluma
AK Parti 25 yaşında (II) İkinci çeyrek asır: Güçlü devletten adil topluma
Kendi milletinden, milletinin değerlerinden, gerçeklerinden, hayallerinden kopuk bir devlet Türkiye’nin en büyük sorunuydu. Dine yaklaşımı ve millet tanımı ile hem Müslüman, hem Alevi hem de vatandaşlarından önemli bir yekun tutan Kürtleri, Arapları hatta Çerkezleri yok sayan etnik tanımıyla kendi toplumuna yabancı bir devlet. Kendi halkını potansiyel tehdit gören böyle bir devletin bu ülkeyi getirip götürebileceği yer yarı-sömürge bir halden öteye gidemezdi. O yüzden AK Parti’nin ilk 25 yılı Devleti ayağa kaldırmakla geçti ve bunu devletle milleti buluşturarak, devleti milletin çizgisine getirerek yaptı dedik.
Bunu yapmak elbette çok zordu, hatta en zoruydu. Sömürgeleşmiş veya sömürgeleştirici vesayetçi kafaların elinden bir ülke, bir devlet, bir millet kurtarıldı adeta. Bunu büyük ölçüde kalkınmacı politikaların oluşturduğu meşruiyet zemininde başardı AK Parti. Ama geldiğimiz noktada kalkınmış bir toplumun ahlaki, insani ve manevi açıdan iyileştirilmesinin daha büyük bir iş olarak karşımıza çıktığı bir yerdeyiz. AK Parti’nin ikinci çeyrek asrına dair bütün mesele bu cümlede saklıdır.
Doğrusu bazen kalkınmanın kendisi, bütün değerlerin ölçüsü hâline geldiğinde, başlangıçta uğruna yola çıkılan iyilikleri aşındırabileceğini gördük. Yollar yapıldı, şehirler büyüdü, üretim arttı, refah yaygınlaştı; buna karşılık aile küçüldü, insanlar yalnızlaştı, dayanışma zayıfladı ve hayatın anlamına ilişkin ortak tasavvur güçleneceğine daha da zayıfladı.
Öyle mi acaba? Yoksa biz de bir ezberin peşine mi takılmış gidiyoruz? Doğrusu 15 Temmuz arefesindeki AK Parti yıldönümlerinde de bu tarz yorumlar yaptığımızı hatırlıyorum. Ama 15 Temmuz tam da devletle milletin buluşmasına, birleşmesine hatta kaynaşmasına dair muhteşem bir örnek koydu ortaya. Tam da zayıfladığından yakındığımız toplumda, ailenin, insani değerlerin, dayanışmanın zayıfladığından bahsettiğimiz bir ortamda. O zamandan beri geçen 10 sene Türkiye’de bu manzarayı değiştirecek bir şeyler oldu mu?
Kuşkusuz toplum çok dinamik. Bizi teselli edecek şeylere sarılmaya şimdilik ihtiyacımız yok. Daha katedilecek çok mesafemiz var. On sene önceki manzaraya rağmen, hatta o manzarada bile insan eğitimimiz o kadar da iyi değil. Mehmet Akif’in hayırla bahsettiği Asım’ın neslinin o heyecanlı, iş başa düştüğünde kelleyi ortaya koymaktan çekinmeyen seviyesindeyiz. Ama unutmayalım ki Mehmet Akif Asım’ın neslinin ilmini, eğitimini, medeniyet inşa şuurunu ve kifayetini çok da yeterli görmüyordu. Eğitim almalıydı Asımlar. Ülkenin namusuna göz dikilmesini beklememeli, o durumda zaten namus bilinci hemen bir refleks olarak bu nesilde harekete geçiyor. Önemli olan rahat ortamlarda nasıl bir değer, nasıl bir çalışma disiplini ve performansı ortaya koyduğudur.
AK Parti’nin isminde yer alan “kalkınma” hedefinde elde........
