Türkiye’nin yapay zekâ politikası nasıl şekillenecek
Son dönemde teknoloji gündeminin en önemli konu başlıklarından biri olan yapay zeka, regülasyondan egemenlik ilişkilerine, etikten dini yönüne kadar çok katmanlı bir boyutta ele alınmaktadır. Alex Karp’ın Palantir manifestosu ve akabinde teknolojinin silahsızlandırılması bahsine ilişkin Papa’nın genelgesi, yapay zekanın konumuna dair tartışmayı önemli bir yere taşıdı. Özellikle bu tür araçlar üzerinden ortaya çıkan veri trafiği ve bunların depolanması gibi tartışmalar başta olmak üzere alandaki rekabetin yol açtığı sorunlar, ülkelerin yapay zeka üzerine tam teşekküllü bir politika inşa etmesini zaruri kılmaktadır. Fakat bu ihtiyacın sadece retorik düzeyinde bir tartışma ve birkaç panel üzerinden sığ bir gündemle ele alınması yerine, bir devlet politikasına dönüşmesi gerekmektedir.
Devletlerin yeni gelişen süreçlere entegre olması çağın koşullarına ayak uydurması elzemdir. Özellikle teknoloji konusundaki gelişimleri yakından takip eden devletler, gayrisafi milli hasılalarının önemli bir bölümünü ARGE’ye ayırmak suretiyle inovasyona ve teknolojik kapasiteyi geliştirmeye büyük önem verirler. Fakat son dönemde ABD ve Çin öncülüğünde gelişen yapay zeka teknolojileri dünyanın geri kalanı açısından takip ve taklit edilmesi zor bir mesafe üretmektedir.
AVRUPA’NIN GERİLEYİŞİ
Hatırlayacak olursak Avrupa Merkez Başkanı’nın eski başkanlarından Draghi, Avrupa’nın geleceğini ilgilendiren ve kritik önerileri ile Avrupa’ya yeni bir istikamet çizen önemli bir rapor kaleme almıştı. Draghi’nin raporunda dikkat çeken en önemli nokta, Avrupa’nın küresel dijital rekabette başarısız olduğu ve yapay zeka gibi alanlarda küresel markalar ortaya çıkaramadığıdır. Avrupa’nın teknolojinin........
