Efsâneler çökerken
Türkiye’nin siyâsî kültürel dünyâsında yüzeye vuran ve herkes tarafından bilinen ayrımların derinlerinde yatan bâzı unsurlar henüz lâyıkı veçhile çalışabilmiş değildir. Meselâ, tekmil ideolojik alt bölünmeleriyle sağ ve sol ayırımlarına herkes âşinâdır. Ama Rumelililik/Rumelicilik ile Anadoluluk/Anadoluculuk gibi bir kavram setinin bu ayırımların ve farklılıkların şekillenmesinde son derecede tesirli olduğuna pek dikkat edilmez. Esâsen bu kavram setinin ehemmiyetini idrâk etmek için Osmanlı’nın doğrudan veyâ dolaylı bir mirâsçısı olduğumuzu veri almak lâzım gelir.
Osmanlı, Anadolu’da Selçukî bir mirâsı ve birikimi barındırıyordu. Çeşitli beylikleri tek bir bayrak altında birleştirdi. Anadolu bir mânâda Osmanlı’nın statik sütununu meydana getiriyordu. Diğer taraftan Osmanlı, açılımlarından başlıcasını Batı’ya, Balkanlar, yâni bizim Rumeli dediğimiz coğrafya istikâmetinde yaptı. İstanbul bu iki alt kıt’ayı birbirine bağlayan menteşe merkez olarak çalıştı. Rumeli bizim başka dünyâlara açılan dinamik tarafımız oldu. Modernleşme târihimizdeki siyâsal kültürel dâirede, cedîtçilik ile kadimcilik eksenindeki bölünmelerde Rumelicilik ve Anadoluculuk farkı hayli belirgin olarak hissedilir. Modernleşme târihimiz, bu noktadan bakıldığında, Osmanlı’nın iki jeokültürel dünyâ arasında sağladığı statik-dinamik dengenin ideolojik çeşitlenmeler içinde ayrıştığını ve çatıştığını düşünüyorum. Çalışılması ve derinleştirilmesi gereken bir mesele bu.
Başka bir derin bölünme ise Batılılaşma ekseninde neyin mehaz alınması husûsunda ortaya çıkıyor. Batılılaşmaya daha kapsamlı bir çerçeveden bakan Rumeliciliğin tercihinin, ihtiva ettiği tekmil ikirciklenmelere karşı Avrupaî bir niteliği olduğunu düşünüyorum. Bunu, meselâ Türk solunda berrak olarak görebiliyorum. Anadolucu Türk sağcılığı ise en azından fikir temelinde aynı konumu paylaşıyor. Farklardan birisi, Türk solunun kapsamlı kabullerine karşı Türk sağı kabullerini mahdut tutmasıdır. Bir başka farklılık ise, Türk solu Avrupa merkezli, onu yücelten epistemolojik birikimi esas alırken Türk sağının ise daha çok Avrupa/Batı değerlerini içeriden eleştiren felsefî mistik/ruhçu çevrelerin entelektüel birikimlerine yaslanmayı tercih........
