menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Köprüden önceki son çıkış

29 0
18.03.2026

Türkiye’nin demografik tablosu artık yalnızca nüfus istatistiklerinin konusu değil; ekonomi politikalarının, sosyal devlet mekanizmalarının ve hatta toplumsal ilişkilerin geleceğini belirleyen yapısal bir dönüşümün habercisi olarak dikkat çekiyor. Bir zamanlar genç ve dinamik Türkiye anlatısının merkezinde yer alan nüfus yapısı, bugün yavaş fakat kararlı bir şekilde farklı bir hikâyeye evriliyor. Bu yeni hikâyede başrolde emeklilikte yaşa takılanlar değil, yaşlılıkta hayata takılanlar öne çıkıyor.

TÜİK’in İstatistiklerle Yaşlılar veri bülteni Türkiye’de 65 yaş ve üzeri nüfusun 2025 yılı itibarıyla 9 milyon 583 bin kişiye ulaşmış olduğunu ve toplam nüfus içindeki payın ,1 seviyesine yükseldiğini gösteriyor. Son beş yılda yaşlı nüfustaki artış oranı ,5 gibi dikkat çekici bir seviyeye ulaşırken, demografik projeksiyonlar bu eğilimin önümüzdeki on yıllarda hızlanarak devam edeceğine işaret ediyor. Nüfus projeksiyonlarına göre yaşlı nüfus oranının 2030’da ,5’e, 2040’ta yaklaşık ’e ve yüzyılın sonuna doğru 3’ün üzerine çıkması bekleniyor. Bu öngörüler Türkiye’nin artık klasik anlamda genç nüfus avantajına sahip ülke kategorisinden yavaş yavaş uzaklaştığını gösteriyor. Klasik yaş ortalamasının yükselmesinden öte üretim kapasitesinden sosyal güvenlik sitemine, kentleşmeden aile ilişkilerine kadar uzanan çok katmanlı bir değişimi ifade ediyor.

ÇALIŞAN AZALIYOR, YÜK ARTIYOR

Yaşlı bağımlılık oranı olarak tanımlanan ve her 100 çalışma çağındaki bireye düşen yaşlı sayısını ifade eden gösterge 2025 yılı itibarıyla ,2 seviyesine ulaşmış durumda. Başka bir ifadeyle, bugün her yüz çalışan yaklaşık on altı yaşlı bireyin ekonomik ve sosyal güvenlik yükünü dolaylı biçimde taşıyor.........

© Yeni Şafak