Kelam geleneği (8)
Fahreddin er-Râzî 13. Yüzyıl ve sonrasında genel olarak İslam düşünce tarihinin sorunlar kitaplığını belirleyen düşünürdür. İster onunla aynı kanaati paylaşsın ister onun tam karşısında yer alsın sonraki bütün düşünürler bir şekilde Râzî’nin gündeme getirdiği sorunlarla meşgul olmuşlardır. Tahsin Görgün hocanın Kant felsefesiyle ilgili “Kant’tan sonra Almanya’da onu okuyup anlayabilen herkes filozof olmuştur” diye bir tespiti vardır. Aynı durum İslam düşünce tarihinde Fahreddin er-Râzî için geçerlidir. Biraz daha geriye gittiğimizde aynı cümleyi İbn Sînâ için de kurmak mümkündür. Fakat Fahreddin er-Râzî’yle oluşan “düşünür” tipi, klasik dönemde bir filozofun bilmesi gereken bilgi hacmini aşarak kelam, fıkıh usulü, belagat gibi şerî ilimler ile yöntem disiplinlerinin tamamını kuşatacak şekilde genişlemiştir. Bu bağlamda sonraki nesillerden Râzî’nin yazılarıyla âlim seviyesinde irtibat kurabilen herkes yeni dönemin düşünürleri arasına girmiştir.
Münhasıran kelam ve felsefenin bir bilim olarak konumu söz konusu olduğunda Râzî sonrasında iki düşünür dikkat çeker. Birincisi, III. Gıyâseddin Keyhüsrev dönemde Anadolu başkadılığı yapan Sirâceddin el-Urmevî’dir. Mevlâna ve Sadreddin el-Konevî’nin çağdaşı olan Urmevî, Konevî’nin Miftâhu’l-gayb adlı eserini de andıracak şekilde kelamın konusunu değiştirmeyi teklif eder. Daha önceki yazılarda belirtildiği üzere kelam, nazarî felsefenin bütününe karşı konumlandığından kelamın konusu mevcut idi. Urmevî, kelamının konusunun Tanrı olmasını teklif eder. Bu durumda kelam, Tanrı’nın zâtını, sıfatlarını ve fiillerini inceleyecektir. Bu teklif gerçekten de farklı okuma ve........
