menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sûretin sûretinden hakikate…

52 0
13.08.2026

Sûretin sûretinden hakikate…

Minyatürle ilgili başladığımız yolculuğu sürdürelim.

Sanatta sûretlendirme, hangi inanç ve medeniyet havzasında olursa olsun, zaten mevcut olan bir sûrete yeniden sûret vermektir.

Sanat tasavvurları arasındaki asıl fark ise bu “sûretin sûreti”nin ilk sûretle, hakikatle ve onu gören nazarla kurduğu ilişkinin mahiyetinde belirir.

İslâm sanatında bu fark, sûretin sûretinde ilk sûretin yerine geçmek için değil, onun işaret ettiği hakikate nazarı yeniden yöneltmek için kurulur.

Sezer Tansuğ’un Osmanlı minyatüründe dikkat çektiği başka bir noktada da bu fark şöyle tahakkuk eder: Minyatür, zamanı tek bir âna hapsetmez; zamanı akış hâlinde gösterir. Aynı sahne içinde birçok olay, birçok hareket ve birçok zaman katmanı birlikte bulunabilir. Böylece minyatür, Batı resmindeki tek bakış noktasına dayalı perspektif yerine, süreklilik ve eşzamanlılığı aynı kompozisyon içinde birleştirir.

Bu bakımdan Nakkaş Osman’ın Surname minyatürleri yalnızca tarihî belge değildir. Onlar, yeni bir görme biçiminin ifadesidir. Meydan hep aynı kalırken, olaylar sürekli değişir; aynı mimarî çerçeve korunurken yüzlerce farklı hareket birbirini takip eder. Böylece mekân sabit, zaman/hareket akış hâlindedir. Göz, tek bir anı değil; devam eden bir oluşu, hatta bir süreci temaşa eder.

Burada dikkat çekici olan, nakkaşın olayları “gerçekçi” kılmak için perspektife başvurmamasıdır. O, gerçekliği başka bir yoldan kurar. Aynı dekor içinde meydana gelen sonsuz çeşitlenmeler, hayatın sürekliliğini görünür hâle getirir. Bu yüzden minyatürde tekrar monotonluk değil,........

© Yeni Şafak