Perspektifsizliğin imkanı
Perspektifsizliğin imkanı
Bizim maksadımız, Batı’nın -önceki yazımızda zikrettiğimiz- Kınneserin Sendromu’dan kaynaklanan çatışmanın yahut rekabetin siyasi bataklığında kalmak değildir. Öte yandan, Peygamber aleyhisselâmın sahâbelerini, sayelerinde yönümüzü bulduğumuz yıldızlar olarak gördüğümüz için, söz konusu rivayeti sahâbeye yöneltilmiş bir ithamın dayanağına da çeviremeyiz. Yakın dönemdeki perspektivizm esaslı -siyasetteki adıyla- İslamofobik saldırıları, hadsizlikleri ve hürmetsizlikleri en derin tepkimizle reddederken, onların bizi kendi görme ve temsil düzenlerine hapsetmesine de izin vermeyiz. Çünkü imgenin tiranlığına verilecek ilk cevap, onun tayin ettiği tepki biçimini tekrarlamak değil; görüntünün ardındaki mana düzenini niyet ve siyaset bakımından ayırt etmektir.
Bu noktada perspektifsizlik bir eksiklik değil, imkân olarak belirir ve dolayısıyla temel sorularımız artık şunlar olur:
Perspektifin hüküm sürdüğü bir dünyada perspektifsizliğin bize bahşettiği imkân nedir?
Bu imkân, yalnızca başka türlü resmetmenin değil, başka türlü görmenin ve görünene başka türlü değer vermenin yolu olabilir mi?
Ve nihayet büyüklerimiz, göz ile hakikat arasındaki mesafeyi hangi ölçü, edep ve mana içinde kurmuşlardır?
Perspektif tartışmasının bizi getirdiği eşik burasıdır. Bundan sonrası, görüntünün ne söylediğinden önce görenin nasıl baktığını; bakıştan önce de o bakışı hangi mananın terbiye ettiğini sormayı gerektirir.
Dolayısıyla artık bu konuya perspektifsizliğin de bir perspektif olma özelliğini elimizin altında tutarak........
