‘Herkes kendi yaptığının rehinidir ve herkes kendi adına mücadele eder’
‘Herkes kendi yaptığının rehinidir ve herkes kendi adına mücadele eder’
Sûret, tasvir, tecelli ve ihtira’ konularında İbn Arabi’nin Fütûhât’ından yaptığımız seçmeyi tamamlayalım.
Kur’an, mizacın özü gereği bir sûreti gerektirmediğini açıkladı. Fakat meydana geldikten sonra sûret (nefs), bir mizaca muhtaç olur ve (fiilleri için) ona döner. Çünkü o içerdiği kuvvetlerle birlikte mizaçtır. Nefs ise, bedeni ancak o güçler sayesinde yönetebilir. Çünkü güçleriyle birlikte mizaç, sûret için (nefs) marangozluk veya söz gelimi bina yapan sanatkâr için araçlar gibidir. Aletler hazırlanıp sağlam bir şekilde yapıldığında, özleri gereği ve halleriyle, bir sanatçıyı talep eder. Bu sanatkâr onlar ile yapacağı şeyi yapar. Fakat araçlar sanatkarın Ali, Veli, Halit, Ömer veya belirli kişi olmasını belirleyemez. (FM, 3/57)
İnsan, taptığı şeyin (sûretin) maddesine tapmaz. Sûret ise, insan yapımıdır. (FM, 3/166)
Hayal tecellisi, duyu tecellisinden karıştırılamayacak ölçüde daha latiftir. Bu nedenle, insanın iç dünyası gibi, bu tarz tecelli hızla şekilden şekle girer. Ahirette ise, insanın dış yönü böyle olacaktır. Bir rivayette, cennette bir çarşı bulunduğu bildirilir. Bu çarşıda alışveriş olmaz. Orası, sûretlerin bulunduğu yerdir. Kim hangi sûreti isterse, o sûrete girer. Bu durum, dünya hayatında insanın iç dünyasının durumuna benzer. (FM, 3/214)
Ev, daha önce dilenen her sûreti kabul edebilen latif ve akledilir bir sûret iken, duyuda gözün gördüğü yoğun bir sûret olarak inşa edilir. Ev, kazandığı bu sınırlamayla her sûrete girebilme gücünü........
