menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kırk yıl önce İstanbul Gezi yazıları: Şenlik merakı

24 0
wednesday

Ülkemizde son yıllarda sayıları hızla artan “festival ve şenlik”lerden artık haberdar olmayan kalmadı gibi.

Çünkü Şereflikoçhisar “Tuz Şenliği”, Diyarbakır “Karpuz Festivali”, bir beldenin “Baston Festivali” her yıl tekrar ediliyor.

Her şehir veya kasaba bu yoldan kendi varlığını duyurmak istiyor. Ayrıca işin turistik ehemmiyeti de var.

Sultanahmet Şenliği, bir dönem meydana damgasını vurdu.

Festivallerde öncelikle artistler, şarkıcılar, türkücüler boy gösteriyor; varlıkları ile yapılan şenliğe “renk” katıyorlar. Eh, olabilir, olmalı da. Ama bunun ötesinde festivalin “kültürel” ehemmiyetinden de söz ediliyor, işin sadece bir eğlence olmadığı yetkililerce sık sık dile getiriliyor.

Sultanahmet’te de iki yıldır bir “şenlik” düzenleniyor.

Ayasofya ile havuzlu park arasında kalan taş döşeli açıklığa kuruluyor şenliğin otağı. Cankurtaran ahalisi yaz sıcağına aldırmayıp zeytinyağlı dolmalarını, kuru köftelerini sabahtan hazırlayıp cümbür cemaat gelip o taşların ortasına oturuyor. Tepede güneş, yer kapmanın telaşı, kalabalık, geçmek bilmeyen saatler, nihayet ilk şarkıcı arz-ı endam ediyor.

Zaman ilerledikçe seyirciler de coşuyor, sahneye fırlayanlar, yerinde oynayanlar, bir cümbüştür gidiyor.

Şenlik süresince davul zurna sesleri ezan seslerine karışıyor.

Bütün bunlar derbederlikten kurtularak daha bir düzenli hâle getirilebilir. Ne bileyim, o meydana sıralar konabilir, tenteler kurulabilir, birtakım kolaylık getirici organizasyonlara gidilebilir.

Lakin benim diyeceğim işin bu eğlence yanı değil.

Mademki Sultanahmet gibi bir tarih ve kültür hazinesinin ortasındayız. O zaman bu şenlik “kültür ağırlıklı” olmalı değil mi?

Şenlik süresince bazı kesimler bir şarkıcının hangi gün sahneye çıkacağını beklerken; bazı kesimler de bilmem ne salonlarında yapılacak bir ilmî semineri, bir konferansı, bir açık oturumu beklemeli. Sultanahmet’in tarihî ve kültürel varlığı halka anlatılmalı. Bu mirasın nasıl değerlendirileceği, nasıl ele alınacağı, nasıl kullanılacağı tartışılmalı. Belki bir yarışma tertip edilmeli.

Sultanahmet şenliği ülkemizin en ücra köşelerinde yapılan festivallere benzememeli en azından. Daha bir doyurucu, daha bir görkemli olmalı.



© Yeni Şafak