Tasavvufa adanmış bir ulu çınar: Mustafa Tahralı Hoca
Tasavvufa adanmış bir ulu çınar: Mustafa Tahralı Hoca
Medeniyetlerin devamını ve ayakta kalmasını sağlayan şey; koca şehirler, görkemli binalar ya da kalın kitaplar değildir. Bir medeniyeti asıl “yaşatan”, o medeniyetin ruhunu şahsında özümseyip “yaşayan” insanlardır. Zira binalar o medeniyete dair sanatı, kitaplar bilgiyi muhafaza eder; insanlar ise o medeniyetin ruhunu, özünü, üslubunu, ahlakını ve terbiyesini “yaşar” ve bunları yeni nesillere “yaşayarak” aktarmış olur. Bu sebeple bir medeniyetin gerçek serveti; sanatından, binalarından, okullarından ve kütüphanelerinden önce o medeniyetin “yaşayıcısı ve taşıyıcısı” konumundaki insanlardır. İşte Prof. Dr. Mustafa Tahralı Hocamız, tasavvuf düşüncesinden tekke kültürüne, edebiyatından musıkisine kadar Türk-İslam medeniyetinin ruhunu önce kendi şahsında özümsemiş, sonra da o medeniyetin manasını ve özünü emek ve sevgiyle, derin bir işçilik ve ustalıkla yeni nesillere aktarmanın gayreti içinde koca bir ömrü bereketlendirmiş müstesna bir insandır.
Bazı insanlar gök gürültüsü gibi çok ses çıkarır; ama faydası olmaz. Bazı insanlar da yağmur yüklü bulut gibidir, ses çıkarmaz; ama bol su verir. Mustafa Tahralı Hocamız, Türk-İslam irfanını ruhunda özümseyip yeni nesillere sessizce ama derinden aktaran bir “ilim ve irfan bulutu” gibidir.
Bazı akademisyenlerin hayatı birkaç sıfatla özetlenemeyecek kadar derindir. Onlar için “İyi bir akademisyendi”, “velud bir yazardı”, “çok talebe yetiştirdi” demek doğru; ama eksiktir. Zira bazı insanlar, yaptıkları işten çok o işi yapma biçimleriyle iz bırakırlar. İşte Mustafa Tahralı hocamız da üslubu ve ahlakıyla örnek olan ve iz bırakan bir hocamızdır.
Onu tanıyanların zihninde ilminden önce hilmi, kâlinden evvel hâli canlanır. Nezaket, tevazu, sabır ve sükûnet gibi kelimeler bir akademik özgeçmişte yazılmaz; fakat bir insandan geriye kalan asıl miras bu güzel hasletlerdir. Belki de bu yüzden Mustafa Hoca’yı anlatmak, yalnızca bir akademisyeni anlatmak değil, aynı zamanda giderek daha fazla özlemini çektiğimiz hâliyle kâli uyumlu olan bir ilim anlayışını anlatmaktır.
Bugün üniversitelerde doktorlar, doçentler, profesörler yetişiyor. Fakat her akademisyen “hoca” olamıyor. Zira hocalık, yalnızca bilgi aktarmak değildir; asıl hocalık hâl aktarımı yoluyla şahsiyet inşa etmektir, talebenin zihnine olduğu kadar gönlüne de dokunabilmektir. Mustafa Hocamız, bu hasletlere sahip bir “hoca”dır.
Ülkemizde tasavvuf araştırmalarının akademik bir disiplin olarak kurumsallaşmasında hocamızın çok önemli bir yeri vardır. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tasavvuf........
