Kur’ân Günlüğü -29. Cüz-
29. Cüz, Mülk Sûresi ile başlar. Bu yazımızda, bu mübarek sûrenin fazileti ve muhtevası hakkında özet bir bilgi sunmaya çalışacağız. Sûreyi, Kur’ân’ın bugünkü muhatabına sanki doğrudan hitap ediyormuş gibi aktarmaya çalışacağız. Önce bu sûrenin fazileti hakkında sahih senetlerle bize ulaşan şu hadisleri zikredelim: 1. Ebû Hureyre’den (r.a.) nakledildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: “Kur’ân’da, otuz âyetlik muazzam bir sûre vardır. Bu sûre, onu okuyan kimse, Allah tarafından bağışlanana kadar ona şefaatçi olur. Bu sûre, Tebârekellezî bi yedihi’l-mülk’tür.” (Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce, Ahmed b. Hanbel, Hâkim). 2. İbn Abbas’tan (r.a.) nakledildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: “Mülk Sûresi, kabir azabını def eder (mânia) ve ondan korur (münciye).” (Tirmizî). 3. Câbir’den (r.a.) nakledildiğine göre Hz. Peygamber, uyumadan önce mutlaka Mülk ve Secde sûrelerini okurdu. (Tirmizî). Bu rivayetlerden anlaşıldığına göre, bu sûrenin insanı kabir azabından korumak gibi bir özelliği vardır. Hz. Peygamber (s.a.v.) de fazileti dolayısıyla bu sûreyi uyumadan önce daima okumuştur. Binâenaleyh, kabir azabından korunmak ve bu güzel sünnete tâbi olmak için bu sûreyi uyumadan önce okumak büyük bir bahtiyarlık olacaktır.
Sûre, her türlü mülk ve hükümranlığın yegâne sahibi olan Hak Teâlâ’nın yüceliğine vurgu ile başlar ve muhatabına şu mesajı verir: Senin inandığın Allah, kendi varlığın ve sahip olduğunu zannettiğin şeyler de dahil olmak üzere her şeyin yegâne sahibidir. O hâlde, hissettiğin varlığın dahi sana ait değildir; sen onun maliki değilsin. Varlığın ve senin olduğunu zannettiğin her şey, aslında O’ndandır ve O’nundur. Öyleyse geriye ne kalır? Bu sûreyi, tümüyle Kur’ân’ı ve hatta kâinatı, bu soruyu dikkate alarak, düşünerek oku. Okuduğun bu mesajlar, senin ve evrenin gerçek sahibinin mesajlarıdır. Bunun idrakine vararak okumaya çalış. O, ölümü ve hayatı yaratandır. Ölümün hayattan önce zikredilmesinden şunu anlayabilirsin: Senin ve tüm mahlukat için asıl olan şey, yokluktur/ölümdür. Canlılık ise sonradan/ârizî olandır. Senin şu dünya hayatın, aslında iki ölümün arasındaki çok kısa bir süreyi ifade eder. Doğana kadar ölüydün. Doğdun, yaşıyorsun; kısa bir süre sonra öleceksin ve bir daha bu dünyaya dönmeyeceksin. O’nun bu hayatı yaratması ve seni bu hayatın içinde var kılması, seni ve tüm insanları denemek ve sınamak içindir. Bu denemeyle O, en güzel amelleri kimin işleyeceğini görmek istemiştir. Buradan biri açık, diğer ikisi zımnî üç mana çıkarabilirsin: 1. Bu hayata yolu düşen her insan, Yüce Yaratıcı tarafından sınanmaktadır. Peki neyle sınanmaktadır? En iyi amelleri işleyip işlemeyeceğiyle. Buna göre, dünya hayatı var olduğundan beri dünyanın tüm coğrafyalarındaki her bir insan, -bir peygamberin vahyini duysun ya da duymasın- bu dünya hayatında imtihandadır. Herkesin imtihanı da kendi şartlarına göredir. Zira ilâhî adalet bunu gerektirir. 2. “Hanginizin en iyi amel işleyeceği hususunda sizi sınamak için” ifadesinden şunu anlayabilirsin: Yüce Yaratıcı, insanı yaratma amacı olarak, insanda kötü amellerin değil, iyi amellerin, hatta en iyi/en güzel (ahsen) amellerin ortaya çıkmasını zikretmiştir. Demek ki O’nun seni yaratmaktan muradı, sende (en) iyi amellerin zuhura gelmesidir. Böylece hem dünyada hem de ahirette mutlu olmanı sağlamaktır. Bunu gerçekleştirebilmek için de senin önüne yeterli imkân sunmuştur. 3. Âyette “hanginizin güzel (hasen) ameller işleyeceği konusunda sizi denemek için” denilmeyip “hanginizin en güzel amel (ahsen)........
© Yeni Şafak
