Kur’ân Günlüğü -27. Cüz-
“Göklerin ve yerin tamamı Allah’a ait olduğu halde size ne oluyor da Allah yolunda infak etmiyorsunuz? İçinizden fetihten önce infak eden ve savaşanlar ötekilerle bir değildir. Onların derecesi, daha sonra infak eden ve savaşanlardan üstündür. Bununla birlikte Allah her birine en güzel olanı vadetmiştir. Allah, yaptıklarınızdan tamamen haberdardır. Kim Allah’a güzel bir borç verirse Allah bunu kat kat artırır. Ayrıca onun için çok değerli bir mükâfat da vardır” (Hadîd 57/10-11).
Kimin malını kime infak ediyoruz?
Kimimiz ağa çocuğu olarak dünyaya geliyor; kendimizi servet içerisinde buluyoruz. Kimimiz de üstün zekalı olmak, sanat veya spor konusunda üstün yetenekli olmak gibi doğuştan birtakım kabiliyetlerle doğuyor ve bu yeteneklerimiz sayesinde hayatımızın bir döneminde mal-mülk sahibi oluyoruz. Kimimizin ticareti de hiç umulmadık bir şekilde beklenenden çok daha iyi gidiyor ve kısa sürede ciddi kazanımlar elde ediyoruz. Neticede bir şekilde kader bizi az ya da çok mal-mülk sahibi kılıyor. Elbette ki bizim de çabamız oluyor bunları kazanmak için. Ancak doğuştan sanata ve spora yeteneği olmayan birisi ne kadar çabalarsa çabalasın iyi bir sanatçı ya da sporcu olamıyor. Doğuştan bu yeteneklere sahip olan da bir şekilde bu yeteneklerini keşfediyor ve kullanmak durumunda kalıyor. Zengin bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen biriyle fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen biri, çok farklı şartlarda hayat standartlarına sahip olarak yaşamaya mecbur oluyor. Hâsılı, rızıkları paylaştıran, Rezzâk olan Hak Teâlâ’dır. Şu meâldeki âyet-i kerîmede bu durum açıkça ifade buyurulmuştur: “Rabbinin rahmetini (nimetlerini) sanki onlar mı paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini/maişetlerini biz paylaştırdık. Bir kısmı diğerini istihdam etsin diye kimini kiminden üstün kılan Biziz. Rabbinin rahmeti onların biriktirdiklerinden daha hayırlıdır.” (Zuhruf 25/32). Şu hâlde, sahip olduğum her ne varsa O’ndandır ve O’nundur. O zaman şu soruyu iyi düşünmeliyim: “İnfak ederken, kim kime ve kimin malını infak etmektedir?” Yukarıda meâlini verdiğimiz âyet-i kerimede her şeyin gerçek sahibinin ve mirasçısının Allah olduğu bildirilmiştir. Yani hakikatte hiçbir şey bana ait değildir. Sağlıktan zekaya, maldan makama kadar sahip olduğum her nimet, sadece kısa bir süreliğine denenmek için bana verilmiştir. Bunları veren Allah’tır, mülk O’nundur. Ben sadece O’nun bana verdiklerini yine bana verdiği süre kadar kullanabilirim. Günü geldiğinde, dünyada bana ait olduğunu zannettiğim her şeyi sonsuza dek ardımda bırakıp gideceğim. O hâlde, “Allah yolunda infak et!” denildiğinde, nasıl olur da “Benim malımdan niye infak edeyim? Ben kazandım, ben emek harcadım, niye başkalarına infak edecekmişim?” d(iy)ememeliyim. Zira her şeyin asıl sahibi O’dur. Yunus Emre........
© Yeni Şafak
