Kur’ân Günlüğü -26. Cüz-
Asıl fetih kalplerin fethidir. Bunun için de huzur ve barışın hâkim olduğu bir ortama ihtiyaç vardır
“Biz, sana apaçık bir fetih nasip ettik. Ta ki, Allah senin geçmiş ve gelecek kusurlarını bağışlasın, senin üzerindeki nimetlerini tamamlasın, seni dosdoğru yola iletsin ve sana şanlı bir zafer ihsan etsin” (Fetih 48/1-3).
Efendimiz (sav), hicretin altıncı yılında bir rüya görmüştü. Rüyasında, ashâbıyla birlikte umre yapıyordu. Bu rüyayı ashâbına anlattı ve sefer hazırlıkları başladı. Yaklaşık bin dört yüz sahâbî ile birlikte, yanlarına sadece birer kılıç alarak, silahsız denilebilecek bir şekilde yola koyuldular. Yolda ihramlarını giydiler ve yetmiş kurbanlık deve satın aldılar. Böylece tek amaçlarının umre yapmak olduğunu, hiçbir şekilde silahlı bir mücadeleye girmek istemediklerini göstermiş oluyorlardı. Hudeybiye mevkiine geldiklerinde Kureyşliler çeşitli elçiler göndererek Müslümanların ne niyetle geldiklerini anlamaya çalıştılar. Efendimiz (sav) sadece umre için geldiklerini defalarca söylemesine rağmen, müşrikler umre yapmalarına izin vermediler. Bu arada, Müslümanlar Hudeybiye’de konaklarken defalarca elli atmış kişilik gruplar hâlinde Müslümanlara taciz saldırılarında bulunup onları çatışmaya çekmeye çalıştılar. Ancak Efendimiz’in (sav) uyarılarını dikkate alan ashâb oyuna gelmedi, onlara silahlı mukabelede bulunmadı, onları yakalayıp Resûl-i Ekrem’e (sav) getirdiklerinde Efendimiz (sav), onların salıverilmelerini emretti. Nihayetinde Kureyşliler, Hz. Peygamber (sav) ile bir anlaşma yaptılar. Bu anlaşmanın en önemli maddeleri şunlardı: 1. O sene Müslümanlar umre yapmayacak, gelecek sene üç gün süreyle umre yapmalarına izin verilecek. 2. On yıl süreyle ateşkes uygulanacak. Anlaşmanın bu ve özellikle diğer maddeleri Müslümanlara ağır geldi. Hz. Ömer (ra) bile pek çok tereddüt yaşadı. Müslümanlar Medine’ye dönerken Fetih Suresi nazil oldu. Müslümanlar bu surede bir fethin nasip edildiğini duyduklarında şaşkınlık yaşadılar. Zira umre niyetiyle geldikleri hâlde umre yapmalarına bile izin verilmemiş ve zâhiren Müslümanlar aleyhine görünen Hudeybiye anlaşması yapılarak geri dönmüşlerdi. Mesela Hz. Ömer “Ya Resûlallah! Bu, bir fetih midir?” diye şaşkın bir şekilde sormuş, Efendimiz (sav) de “Evet, bu açık bir fetihtir.” buyurmuştu. Nitekim İbn Mesud (ra) başta olmak üzere pek çok sahâbî Resûlullah’ın (sav) vefatından sonra şöyle demişlerdir: “İnsanlar (bu surede geçen) zaferin Mekke’nin fethine işaret ettiğini zannediyorlar. Hâlbuki biz, Hudeybiye’yi zafer olarak görüyorduk.” Peki Hudeybiye nasıl ve neden bir fetih ve zaferdi? İbn Hacer gibi âlimlerin ifade ettiği üzere bu anlaşma sayesinde barış ve huzur ortamı oluşmuş ve bu sayede İslâm rahat bir şekilde anlatılmaya başlanmıştı. Bu vesileyle binlerce insanın kalbi fethedilmiş/İslâm’a açılmıştı. Tâbiîn ulemâsında Zührî’nin belirttiği gibi asr-ı saadetteki en büyük fetih, Hudeybiye anlaşmasıdır. Zira ondan sonraki iki yıl içinde Müslüman olanların sayısı, o zamana kadar on dokuz yıl boyunca Müslüman olanların sayısından fazlaydı.
Müslümanlar olarak “fetih” denince genellikle aklımıza bir beldenin fethi; “zafer” denince de somut bir galibiyet gelir. Ve Fetih Suresi’ni umumiyetle savaşlarda ve çeşitli........
© Yeni Şafak
