İbn Arabî ve İbn Teymiye’yi birlikte hazmedebilmek (2)
İbn Arabî ve İbn Teymiye’yi birlikte hazmedebilmek (2)
İbn Arabî’den büyük oranda etkilenmekle birlikte İbn Teymiye’ye de saygı duyan ve ondan kısmen etkilenen âlimlerden biri meşhur Hindistanlı âlim ve sûfî Şah Veliyyullah ed-Dihlevî’dir (ö. 1176/1762). Dihlevî, hiç kuşkusuz 18. yüzyılın en önemli İslam âlimlerindendir. Tıpkı Gazzâlî, Suyûtî ve İmam Rabbânî gibi kendisinin, asrının müceddidi olduğuna inanmış, başta Hindistan ve çevresi olmak üzere tüm İslam dünyasını etkileyecek bir dinî tecdîd ve ihyâ (yenilenme ve diriliş) projesi ortaya koymuştur. Onun bu yenilenme ve diriliş projesi, İngilizlerin Hindistan’ı işgal etmeye başladıkları ama henüz geniş kapsamlı bir sömürgeye başlamadıkları bir dönemde ortaya çıkmıştır. Bu sebeple, onun projesi Kur’âniyyûn (Kur’ancılık) hareketi gibi bölgede daha sonra İngiliz sömürgeciliğinin etkisiyle ortaya çıkacak modernist akımlarınkilerden içerik ve yöntem itibarıyla tamamen uzak, İslam’ın kendi kavramları ve geleneksel ilmî yöntemler üzerine bina edilmiştir.
Dihlevî, sentezci ve uzlaştırmacı yönüyle dikkat çeken hakikaten çok ilginç bir âlimdir. Onu okurken insan bazen Gazzâlî’yi, bazen İbn Arabî’yi, bazen İmam Rabbânî’yi bazen de İbn Teymiye’yi okuyormuş gibi hisseder. Onun geniş ufkunda bu âlimlerin tamamına yer vardır. Ancak yeri geldiğinde tüm âlimleri eleştirir. Eleştirirken de saygı dilini asla terk etmez. Bunun belki tek istisnası felsefecilerdir. Zira felsefeciler hakkındaki görüşü şudur: Onlar, köhnemiş Yunan düşüncesini İslam’ın öğretilerinin üzerinde bir konuma yerleştirmişlerdir. Bu sebeple onlar hakkında ağır ifadeler kullanır. Fakat onları eleştirmesine rağmen yine de varlıkla alakalı fikirlerini serdederken felsefî kavramları kullanmaktan kendini alamamış, dolayısıyla onların terminolojisinden etkilenmiştir.
Bu noktada şu sorunun cevabı önemlidir: “Dihlevî’nin böyle uzlaştırıcı bir zihin yapısına sahip olmasının sebepleri neler olabilir?” Öncelikle onun mizacının “uzlaştırmacı” olduğu âşikârdır. Buna ilaveten iki sebepten söz edilebilir: Birincisi, geçen haftaki yazıda bahsettiğimiz İbrahim Kûrânî’nin oğlu Ebû Tâhir, Dihlevî’nin hocasıdır. Dihlevî, genç yaşlardayken gittiği Medine’de uzun bir süre kalmış ve orada Kûrânî’nin hocası ve Nakşî şeyhi Ahmed el-Kuşâşî’nin telkin ettiği İbn Arabî ile İbn Teymiye’yi birlikte kabullenme fikrinden etkilenmiştir. İkincisi, Dihlevî’nin yaşadığı dönem İngilizlerin Hindistan’ı işgal edip sömürme planları yaptığı, bölgedeki idarecileri birbirleriyle savaştırıp Müslümanları zayıflattığı bir dönemdir. Böyle bir dönem, onu Müslümanları mümkün mertebe uzlaştırıp birleştirme, ihtilafları değil ittifakları çoğaltma anlayışına sevk etmiş görünmektedir. Onun........
