menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İbn Arabî mi haklı İbn Teymiye mi? (1)

89 0
04.09.2026

İbn Arabî mi haklı İbn Teymiye mi? (1)

Akıl, insanoğlu için büyük bir nimet olduğu kadar büyük bir külfettir. Büyüklüğü arttıkça yükü de artan bir nesnedir akıl. İki cihetten büyük bir külfet ve yüktür insana: Cüretkârlığı ve sebep olduğu hayal kırıklığı. Şöyle ki, insan aklına güvenir ve onunla âlem-i şühûdu (algı dünyası) algılayabildiği/anlayabildiği gibi âlem-i gaybı da (algı dünyasının ötesini) anlayabileceğini sanır. Aklın görünür âlemi anlamadaki başarısı ve becerisi, görünür âlemin ötesi hakkında da başarılı ve becerikli olduğu vehmine kaptırır akıl sahibi insanı. Ve akıl ne kadar büyükse cesareti de ve cüretkârlığı da o kadar büyük olur. Ne ki gayb âlemi, aklın ufkunun fersah fersah ötesindedir ve gayb âlemiyle şehâdet âlemi arasında aklın asla aşamayacağı kocaman bir duvar/berzah vardır. O duvarı tırmanmaya yeltenen her akıl trajik bir şekilde duvardan düşmeye mahkumdur. Akıl ne kadar kıvrak ve keskin ise o kadar yükseğine çıkar bu duvarın. Ve ne kadar yükseğe tırmanmışsa düşüşü de o kadar sancılı olur. Bu düşüşün sonunda tıpkı fiziki düşüşlerde olduğu gibi kırıklar oluşur. Aklın düşüşünde oluşan kırıklar “hayal kırıklıkları”dır. Büyük hayallerle gayb âleminin sırlarını aralayabileceğini düşünen akıl, bu “aşılamaz duvar”dan düştüğünde onda “onarılamaz kırıklar” oluşur. Yaşadığı bu hayal kırıklığının farkına varan aklın önünde iki seçenek kalır: Duvarın ardını reddetmek ya da duvarın ardını gördüğünü söyleyenlere teslim ve tabi olmak. Duvarın ardını görenler “peygamberler”dir. Akıl, o duvarın ardında neler olup bittiğine dair ancak o duvarın ardından haber veren nebilerin/gayb habercilerinin (“nebi”nin kelime manası “haber veren” demektir) söylediklerinin ötesinde bir şey bilinemeyeceğinin farkına varır. Rousseau gibi “Tanrı hakkında en muhteşem düşünceler, bize akıl sayesinde gelir.” diyen “doğal din” savunucusu deistler, bu hususta en büyük hayal kırıklıklarını yaşamaya mahkûm olanlardır. Zira akıl sadece duvarı tırmanmaya çalışır; duvarın ardı ancak vahiy (ve keşf) yoluyla görülebilir.

Akıl, gayb habercisi “nebi”nin, duvarın ardından getirdiği bilgilere inanır inanmasına; ancak bundan sonra da şöyle bir macera başlar: Nebi, duvarın ardına dair bilgiler verirken doğal olarak mecazî veya müteşâbih/teşbihî bir dil kullanır. Yani; nebinin orada gördüklerine dair verdiği bilgiler dünyada görülen, bilinen şeylere benzemektedir. Akıl, nebinin getirdiği bilgileri anlamaya çalışır. Nebi, Tanrı’nın elinden, gözlerinden, tahta oturmasından, gazap ve merhamet gibi duygularından bahseder. Ölüm sonrası hayatta iyiler için bağ-bahçe, nehirler, meyveler, cinsel hayat; kötüler içinse ateşte yanma ve çeşitli işkenceler olacağını söyler. Akıl için iki yol vardır: Ya bunları nebinin aktardığı gibi lafzî manasıyla inanıp anlamları üzerinde düşünmeyecek -ki bu akıl için çok zordur- ya da bu bilgileri zihninde anlamlı bir yere oturtup nebinin verdiği bilgileri bir yöntem dahilinde yorumlayıp açıklayacak. Yani akıl........

© Yeni Şafak