Hürmüz krizi ve Amerika’nın ‘bedavacılarla’ imtihanı
Amerikan dış politika elitleri, uzun yıllardır uluslararası sistemin istikrarından faydalanan ‘bedavacılardan’ şikâyet ediyorlardı. Bu yaklaşıma göre Amerika küresel ticaret yollarının açık kalmasını ve enerji fiyatlarının istikrarını sağlayarak uluslararası sistemin istikrarını temin edegeldi. Buna karşılık Amerika’nın müttefikleri, rakipleri ve hasımları bu düzenin nimetlerinden yararlanarak ekonomilerini geliştirdiler ancak Amerika’nın üstlendiği riskleri üzerlerine almadılar. Bu yaklaşım, Bush döneminde Amerikan müttefiklerinin Afganistan ve Irak’a daha fazla katkı yaparak uluslararası güvenlik ve terörle mücadele bağlamında daha fazla sorumluluk alması şeklinde tezahür etti. Bush’un daha fazla kapalı kapılar ardında gündeme getirdiği ‘bedavacılar’ problemini, Obama başkanlığının sonuna doğru verdiği meşhur Atlantic dergisi mülakatında gündeme getirmişti.
Trump’ın NATO müttefiklerini hedef alan benzer şikayetleri, bugünlerde Hürmüz Boğazı’nın İran tarafından kapatılması bağlamında tekrar gündeme geldi. Trump, Hürmüz’ün açık tutulmasının sadece bir Amerikan meselesi olmadığını savunarak diğer ülkelerden katkı beklediğini ifade ederken ‘bedavacılar’ tezini açıkça kullanıyor. Amerika’nın kendi kurduğu ve uzun yıllar liderlik ettiği liberal uluslararası düzenin işlemez hale gelmesi, Amerika’nın bu düzenin maliyetini başkalarına yıkma çabasının yoğunlaşmasına yol açıyor. O kadar ki Trump yönetimi İran’a karşı İsrail’le giriştiği savaşın yol açtığı Hürmüz krizini çözme konusunda dahi bedavacılardan yakınıyor. Amerika bu tavrıyla uluslararası düzenin maliyetini öderken sistemin tayin edici gücü olma ayrıcalığını elinde tuttuğunun adeta görmezden gelinmesini talep ediyor.
YÜK PAYLAŞIMI
Trump yönetiminin NATO müttefiklerine yük paylaşımı tezi üzerinden yüklenmesiyle öne çıkan uluslararası sistemin yükünün müttefikler arasında daha adil paylaşılması gerektiği şeklindeki argüman yeni değil. Bush ‘terörle savaş’ gündemi doğrultusunda Afganistan’ı işgal etmeden önce bütün dünyaya ‘ya bizimlesiniz ya da bize karşısınız’ şeklinde bir ültimatom vermişti. Bu yaklaşım, Amerika’nın müttefik ve dost ülkelerin yanında olmasını talep etmekle kalmayıp adeta bir siyasi bağlılık testi uygulaması anlamına geliyordu. Bush yönetimi, oluşturduğu ‘İstekliler Koalisyonu’ içindeki ülkelerin ve NATO müttefiklerinin asker sayısını........
