Yeni dünya düzeninde Türkiye yeniden merkez ülke konumuna yükseldi
Son bir ayda dünya medyasında Türkiye ile ilgili dikkat çekici bir tablo ortaya çıktı. Uzun yıllar boyunca Türkiye’yi iç siyaset tartışmaları, ekonomik krizler, Avrupa Birliği gerilimleri ve insan hakları sorgulamaları üzerinden okuyan uluslararası medya, artık bambaşka bir Türkiye’den söz ediyor.
Bugün Batı medyasında Türkiye; NATO’nun güney kanadını ayakta tutan, Karadeniz güvenliğini etkileyen, Gazze diplomasisinde masaya çağrılan, İran-İsrail geriliminde kritik eşik ülke hâline gelen ve Avrupa savunmasının dışında bırakılamayan bir aktör olarak anılmaktadır.
Amerikalı jeopolitik stratejist George Friedman yıllar önce şu tespiti yapmıştı:
“Türkiye yükselen bölgesel güç değil, yeniden ortaya çıkan tarihsel güçtür.”
Bugün dünya medyasında yaşanan tartışmalar tam olarak bu cümlenin etrafında şekilleniyor.
Çünkü dünya sistemi büyük bir kırılma yaşıyor. Ukrayna savaşı Avrupa’nın güvenlik mimarisini altüst etti, Avrupa devletleri bugünden yarına çözüm üretemiyor. Gazze krizi, Batı’nın ahlaki üstünlük iddiasını derinden sarstı. ABD’nin küresel kapasitesi tartışılır hâle geldi. Trump’ın Çin ziyareti ise küresel güç rekabetinin Çin lehine işlediğini gösterdi. Böyle dönemlerde coğrafya yeniden jeopolitik gelişmelerin merkezine oturur. Türkiye tam da bu nedenle yeniden merkezi bir konum ediniyor.
Amerikalı diplomat ve akademisyen Henry Kissinger bir konuşmasında şunu söylemişti:
“Türkiye’nin istikrarlı olduğu bir Orta Doğu ile Türkiye’nin zayıf olduğu bir Orta Doğu aynı şey değildir.”
Bugün Avrupa başkentlerinde oluşan güvenlik kaygısı bu gerçeği yeniden hatırlatıyor.
Batı medyasında son dönemde sıkça tekrarlanan bir cümle var:
“Avrupa güvenliği Türkiye olmadan kurulamaz.”
Bu........
