SDG’nin İsrail umutlarına kar yağdı
SDG’nin İsrail’den medet uman stratejik hayalleri, sahadaki gerçeklerle birlikte çöktü. Çünkü bu coğrafyada sosyoloji ile jeopolitiği birbirinden koparan her okuma, eninde sonunda duvara toslamak zorundadır.
Kürtler, tarihsel olarak dindar, Ehl-i Sünnet itikadına bağlı; kendi topraklarında medreselerle, ilimle ve gelenekle beslenmiş kadim bir topluluktur. Ne marjinal ideolojilere ne de FETÖ benzeri çağdaş sapkın yapılara yakın durmuşlardır. Bin yıldır büyük milletin ayrılmaz bir parçası olarak Selçuklu’dan Osmanlı’ya, Cumhuriyet’e uzanan tarihsel süreklilik içinde bu vasıflarını muhafaza etmişlerdir.
İslam dünyasında “Kudüs fatihi” olarak bilinen Selahaddin Eyyubi’nin Kürt olması ve Kürtlerin büyük çoğunluğu tarafından baş tacı edilmesi tesadüf değildir. Arap, Türk ve Kürtlerin kader ortaklığı yaptığı bu topraklarda, geleceği İsrail saldırganlığına bağlayan bir aklın; imanlı Kürtlerin dünyasıyla hiçbir irtibatı yoktur. Buradaki kopuş, sadece siyasal değil; ahlaki, sosyolojik ve tarihsel bir kopuştur.
Her vatandaş kendi güvenliğini, çocuklarının geleceğini düşünür. Terör örgütleri ise kendilerini var eden emperyal merkezlerin çıkarlarına bakar. Kürt’ün, Arap’ın, Türk’ün geleceği onların ajandasında yer almaz. Bu nedenle SDG’nin, İsrail’den yardım talep etmesi sadece siyasi bir acziyet değil, aynı zamanda ahlaki bir çöküştür.
Gazze’de işlediği sistematik suçlarla modern tarihin en büyük katliamlarından birine imza atan İsrail; Hitler’den sonra soykırımı devlet politikası hâline getiren bir yapı olarak anılmaktadır. Suriye........
