Bu milletin seferberliği ve güçlü liderlik sayesinde FETÖ alt edilmiştir
Bu milletin seferberliği ve güçlü liderlik sayesinde FETÖ alt edilmiştir
Geçmişin acı günlerini konuşmak, gelecek için yol ve yöntem belirlemek içindir. 12 Eylül referandumundan önce hain terör örgütü kamunun tüm alanlarını işgal etmişti. Fakat tek bir korkuları vardı. O korkulan ise hukuk sistemiydi. HSYK seçimleri ile de bu gücü ellerine geçirdiklerinde bütün ülkeye korku salmaya başladılar; kimsenin ağzını bıçak açmaz olmuştu. Köleler tiran olmuş devlet gücünü kullanarak herkese korku salıyorlardı.
Medya, kamu kurumları, iş adamları, eğitim kurumları vb. derken bütün ülkenin kibirli hâkimleri olmuşlardı.
İlk mücadele sinyali dershanelerin kapatılması girişimiydi ki bu adımların arkasının geleceğine dair bir işaretti.
17-25 Aralık tam bir kaos ortamıydı. İlginçtir, o akşam bir TV’de canlı yayınımız vardı. Hatırladığım kadarıyla, “Bugüne kadar bu adamlar futbol kulüpleri, cemaatler, bazı vakıf ve derneklerle kavga ettiler. Siyasetle ve hükümetle karşı karşıya gelmek nasıl bir şeymiş bekleyip görecekler.” dedim. Karşımdaki FETÖ’cü ise, “Hükümet istifa mı edecek, yoksa güven oylamasına mı gidecek?” diye büyük laflar ediyordu. Normal şartlarda gölgesinden korkan bir adamdı.
Yine insanın hiç unutamayacağı bir durum daha var ki Sayın Cumhurbaşkanı onların inlerine gireceğiz dediğinde, kısa bir süre sonra TUSKON adına iş adamlarının var olduğu bir toplantıda bir lise öğretmeni Türkiye’nin büyük iş insanlarının karşısına geçip, “Kim asıl kimi, gerçek kim kimin inine girecek göreceksiniz.” hezeyanında bulundu. Devletin içine düştüğü duruma bakın ki bu adam aylarca elini kolunu sallayarak bu şehit vatanda dolaşmaya devam etti.
Bir ülkenin cumhurbaşkanı, devleti ve milleti adına bir terör örgütünü tehdit edebilir; çünkü devletin meşru görevi terör örgütlerini ortadan kaldırmaktır.
Peki bu adamlar ne adına, hangi meşru güçle, neye güvenerek bu hezeyanda bulunabiliyorlardı? O günlerde milletin bilmediği, kendilerinin bildiği ordudaki hainlerine güveniyorlarmış.
Bir lise öğretmeninin devleti tehdit ettiği günlerde Koç Ailesi, Hürriyet’e bir mülakat verdi ve manşet “Devletle savaşılmaz” şeklindeydi.
17-25 Aralık’ın hemen ardından İstanbul Emniyet Müdürü Selami Altınok’un yanına gitmiştik. Bugün herkese çok acıklı gelecek bir bilgi vermişti. Kimse üzerine alınmasın ya da herkes “karşılamaya giden bendim” diyebilir. Cumhurbaşkanımız havaalanına geldiği zaman karşılamaya giden siyasetçi sayısı bir elin parmaklarını geçmiyordu.
Bu terör örgütünün topluma saldığı korku o kadar derindi ki herkes geleceğinden korkuyordu. GENAR olarak yaptığımız bir araştırmada, “Telefonlarınız dinleniyor mu?” sorusuna toplumun u’i “Evet” cevabını vermişti.
Bazı emniyet yetkilileri, Türk toplumunun en önemli figürleri ve bazı hâkim-savcılar Ali kıran baş kesen olmuşlardı.
Fetret devirlerinde büyük liderler toplumları güvenli limanlara taşırlar.
FETÖ ile mücadele bir dönem tek başına Cumhurbaşkanımızın meselesi olarak devam etti. Adalet Bakanlığında bütün kritik hâkim ve savcılar, HSYK ve birçok üst kurum ellerindeydi.
Bakanlıklarda özel kalem, bilgi işlem, personelden sorumlu bürokratlar ve bilinmeyen birçok makama sızmışlardı. Bu bağlamda “Paralel Devlet Yapılanması” yerli yerinde bir tanımlamadır.
Çocuk yaşta Harzemşahlar Devleti’nin Cengiz Han’la savaşırken Celaleddin Harzemşah’ın kahramanlığını okumuştum. Yine Anadolu Selçuklu Devleti’nde I.II. Kılıçarslan’ı, Osmanlı’da korkusuzluk ve gözü peklik açısından Yavuz Sultan Selim’i düşündüm.........
