menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hürmüz’e bak, Boğazlar’ı düşün. Ege ve adalardaki askeri yığınağı İstanbul Boğazı için yapıyorlar! Öyleyse: Batı Trakya, adalar tartışmaya açılmalı. Ege’de deniz haritası yeniden çizilmeli. Anadolu “doğal sınır”larına kavuşmalı.

556 0
23.04.2026

Hürmüz Boğazı

’na yönelik

ABD ablukası

, dünyanın bütün

deniz ve kara ticaret koridorlarını

tartışmaya açabilir. Buralarda çok büyük güç hesaplaşmaları başlatabilir.

Yeni müdahale tarzı

nın başlangıcı olabilir.

Bir yandan

alternatif güzergahlar planlanırken, küresel ekonomi ve güvenliği formatlayan

, yeryüzünün bu en kritik bölgeleri

büyük savaşların adresleri

haline gelebilir.


YÜZ YILDIR BÖYLESİ YAŞANMADI

Birinci ve İkinci dünya savaşları sonrası kurulu düzen çöktü. Yüz yıldır, küresel güç matematiği hiç bu ölçekte bir sarsıntı yaşamamıştı.

Bütün hesaplar sıfırlanıyor ve yeniden kuruluyor. Tarihin olağanüstü dönemlerinden birine daha girdik ve aklı olan her ülke bu yeni duruma hazırlanmak zorunda.

Artık uluslararası hukuk yok. Devletlerarası teamül ve gelenek yok. Ulus-üstü kurumlar yok. Liderleri, devletleri sınırlayacak hiçbir mekanizma yok.

Savaş hukuku yok, güç paylaşımı yok. Demokrasi veya insan hakları “

eskinin masalları

”na döndü. Dünyayı sınırlayacak hiçbir uluslararası sözleşmenin anlamı kalmadı.


GÜCÜN KUTSALLIĞI DIŞINDA HİÇBİR ŞEY YOK. BÜYÜK FEDAKARLIKLAR GEREKECEK.

Gücün kutsallığına saplanmış bir dünyada, milletlerin ve ülkelerin geleceği nasıl güvence altına alınacak? Ülkelerin parçalanması, talan edilmesi nasıl engellenecek? Tarihin akışı ne yönde ve nasıl seyredecek?

Şu an bütün liderlerin ve yönetimlerin düşünmesi gereken tek şey bu. İşte bu yüzen her türlü “olağanüstülük” muhtemeldir ve bu tehditlerle eski ezberlerle mücadele etme imkanı yok.

Öyleyse iki dünya savaşı döneminde yapılan tanımlamaların hiçbiri bugünkü meseleleri çözemez. Bütün ülkeler, bütün olağanüstülüklere karşı, büyük kararlar vermek, büyük hazırlıklar yapmak, büyük fedakarlıklara katlanmak zorunda.


“URANYUM LAZIM NİJER’İ ALIRIM.” “DOĞALGAZ LAZIM İRAN’I ALIRIM.”

“Benim uranyuma ihtiyacım var Nijer’i işgal edeceğim”, “Benim petrole ihtiyacım var Venezuela’yı ele geçireceğim”, “Benim madenlere ihtiyacım var Afganistan’ı alacağım”, “Benim Ortadoğu’nun doğal gazına ihtiyacım var İran’ın kaynaklarını ele geçireceğim” diyenler başkentleri bombalıyor.

Haydutluğun, yağmacılığın olağan hale geldiği bir dünyada, diplomasinin sınırları belki de tarihin hiçbir döneminde bu kadar sınırlanmadı. İmparatorluklar dönemine, Krallıklar dönemine geri döndük.

Teknolojinin insan ırkını başka evrenlere taşıyacak sınırlarda dolaştığı bir dönemde insan ırkının en vahşi dönemleri geri geliyor.


MALAKKA, SÜVEYŞ DE AKLUKAYA........

© Yeni Şafak