İnsan… Ne meçhul ne malûm!
Bazen başkalarının bizi hiç anlamadığını düşünüp üzülüyoruz. Bundan kastımız bizi bizim içimizden geçirdiğimiz gibi anlamadıkları aslında. Bu duruma içerlerken, aslında imkânsız bir şeyi istediğimizi pek düşünemiyoruz. Herhangi bir insanın bir başka insanı, özellikle de içinden geçirdikleriyle birlikte anlaması mümkün müdür? Kalabalıkların içinde de olsa, insan içinden büyük ölçüde kendi kendine konuşan bir varlıktır. Hayatın elbette ortak noktaları ve o ortak noktalar üzerinden şekillenen bir anlamsal birleşim kümesi var. Ve fakat bu ortak anlama imkânı, özele inildikçe elden gider. Bu kaçınılmazdır; çünkü her insan hayata başkalarından farklı, kendine özgü, yani sadece kendisinin bakabileceği bir yerden bakar. Başkalarıyla beraber gördüğü şeyler vardır ama bunlar sınırlıdır. Hayatı anlarken, anlamlandırırken, ‘şey’ler hakkında düşünürken, bunu kendi dünyasının içinden, kendi zihinsel ve kalbi kabiliyetiyle, kendi biricikliğiyle yapar.
Abdülhak Şinasi Hisar’ın ‘Fahim Bey ve Biz’ isimli eserinden ‘insan’ı anlamaya dair ufuk açıcı ifadeler: “Zira -her ne kadar garip olsa da- mahrum olmak muhtaç olmak değil ve mahzun olmak mesut olmamak değildir. Şüphe yok ki aydınlık veya karanlık zamanlarımız olabilir. Lakin neşemizin veya hüznümüzün mayası asıl vücudumuzun ve ruhumuzun bir........
