“Yirmibeş Kuruşa Amerika” ya da hayatın edebiyata sızan ritmi...
“Yirmibeş Kuruşa Amerika” ya da hayatın edebiyata sızan ritmi...
Edebî metinlere gündelik hayatın sızmasını önemli buluyorum. Mesela Virginia Woolf’un Mrs. Dalloway romanında gökyüzünde bir yazı belirir: Skywriting sahnesi. Londra’nın kalbinde Bond Street civarında aniden bir uçağın sesi duyulur. Sokağı dolduran kalabalık ve elbette Mrs. Dalloway, başlarını gökyüzüne çevirir ve uçağın dumanla yazdığı harfleri okumaya çalışır. Rüzgâr dumanı dağıttığı için herkes kendince seçebildiği harflerle kelimeler türetir. Benim açımdan romanın en çarpıcı sahnelerinden biri bu sahnedir. Çünkü dönemin reklam dili ve halkın bu reklama gösterdiği ilgi edebî bir metin içinde sabitlenmiştir.
Bu arada Mrs. Dalloway ile Tanpınar’ın ömrünün vefa etmediği ancak arkasında bıraktığı notlara dayanarak yayınlanan Ay’daki Kadın romanının adeta kan kardeşi olduğunu geçerken söylemiş olayım.
Geçen hafta ABD Amerikan zırhlısının 1946 yılında Türkiye’nin Washington büyükelçisinin naaşını getirmek üzere Boğaziçi’ne demir atışından ve yaptıkları törenden bahsetmiştim. Halk bu gemiyi merak etmekte, iş bilir esnaf da zırhlının etrafını sandallarla gezdirmek için “25 kuruşa Amerika” diye müşteri toplamaktadır. Nitekim Erol Üyepazarcı da şerlok holmes ile cingöz recai’in izinde bir kitap kurdu adlı kitabında, 25 kuruşa o zırhlıya vasıl olduğundan, gemide kendilerine kola ikramı yapıldığından ve kolanın tadını hiç sevmeyişinden bahsediyor.
Kola deyince, NATO zirvesinde boykot ürünleri ikram edilmedi diye necip halkım pek sevindi. Sevinciniz daim olsun, lakin “dini bütün” halkımız otuz yıl öncesine kadar “kara suyu” ağzına bile sürmezdi. Şimdi köylerin çöplerinden bile kola kutuları/ şişeleri taşıyor.
Amerikan gemileri daha sonra birkaç defa daha Boğaz’a demir atacak, bir ziyaretleri de 10 Kasım’da olacak ve Mümtaz Soysal ziyaretlerini 10 Kasım’a kasti olarak denk getirdiklerini söyleyerek bir eleştiri yazısı kaleme alacaktır. Bu yazı Yirmibeş Kuruşa Amerika adlı kitapta alıntılanarak yayınlanmış. Mümtaz Soysal bu yazısını Milliyet gazetesinde, kitabın ikinci baskısının yapıldığı yıl mı yayımladı emin değilim. Ancak kitabın 3. basımdan sonra yazılanlar kısmında yer aldığından hareketle 1983 yılı olabilir diye düşündüm. Yazıdan bazı bölümleri dikkatinize sunmak isterim:
“Küçük Amerika” olmaya heveslenip de Lafontaine Masalları’nın öküzlüğe özenen kurbağası gibi, 40 yıl içinde en az üç kere çatlayan, siyasi bunalımdan ekonomik bunalıma, ekonomik bunalımdan sosyal bunalıma sürüklenen bir Türkiye........
