Gözü doymayan
Dilimizde “hırs” ile “hırsız” kelimelerinin kulağa bu kadar yakın gelmesi düşündürücüdür. Oysa kökleri ayrıdır. Ses benzerliği de olsa, “hırs” başkasının hakkına uzanan bir “ele” dönüşebilir.
Hırs, insanın gözünü doyurmaz. İnsan yalnızca daha fazlasını istemekle kalmaz, istediğine ulaşmak için her şeyi kendine hak görmeye başlar.
Gözü doymayanın karnı da doymaz. Nefsiyle yer. Yedikçe şişer. Bir süre sonra neyle beslendiğini, neleri tükettiğini bilemez hâle gelir.
Biliyorum, yüksek perdeden sözler bunlar. Kimse üzerine alınmasın ve önce kendimi muhatap ederek yazıyorum.
Peygamber Efendimiz’in bu konudaki hadis-i şerifi çok sarsıcıdır: “Kişinin mal ve makama düşkünlüğünün dinine verdiği zarar, bir koyun sürüsünün içine salıverilmiş iki aç kurdun o sürüye verdiği zarardan daha büyüktür.” (Tirmizî, Zühd 43)
Dikkat edin, kurt sürüye zarar verir. Hırs insanın ilişkilerine, işine, bulunduğu mevkiye yayılır. Kendisine emanet edileni makamı da yerle yeksan eder.
Hırsız gibi hırslının da sizi, bizi, şucusu, bucusu olmaz. Hırsına yenilen başta kendini, herkesi, her şeyi yakar.
Hiç dikkat ettiniz mi, hırs kendini her zaman gizler.
“Ben hırslıyım” diyen birine pek rastlamazsınız. Çünkü hırs kendini başka ifadelerle var eder. Kişi “Hakkımı arıyorum” der. “Bu iş benden başkası beceremez” diye üsteler. “Herkes yapıyor, bir ben mi enayiyim?” diyerek yaptığını meşrulaştırır. Sonunda da “Zaten benimdi” iddiasına sarılır.
Hakkını aramak elbette hırs değildir. Fakat insan, başkasının hakkını çiğnerken kendini haklı görebilir.
Hırsın iradeye........
