menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bayır Bucak’ta tarihi kucaklaşma: “Burası Çanakkale’ydi”

38 0
08.03.2026

Suriye’ye 2011’den beri belki de onuncu gelişim. Rejimin devrilmesinden iki gün sonra Halep’e gitmiş, 14 yıllık savaşın ve kuşatmanın hiç bilinmeyen ağır yıkımını görmüştüm. Şimdi rota daha güneye,

Lazkiye’ye doğru. Kilis’ten girip Akdeniz sahilinden çıkacağız.

Suriye makamları artık araçlı geçişlerde uluslararası taşıt belgesi talep ediyor. Bu nedenle Öncüpınar Sınır Kapısı’nda yaklaşık iki saat bekledik.

Sınırdaki yaya yoğunluğu dikkat çekiyor. Ellerinde valizlerle Suriye tarafına yürüyen insanlar hayli fazla. Arada ev eşyalarını kamyonetlere yüklemiş, temelli dönüş yoluna geçmiş aileler de var.

Azez ve Tel Rıfat’ı geride bırakıp Halep’e doğru yol aldık.

Görüntü bir anda değişiyor. Devrimden hemen sonra gördüğüm hayalet kasaba ve köylerde yaşam başlamış. Tamir edilen

“hayatlı” evlerin önünde araçlar var, çocuklar kapılarda oynuyor.

Halep’in merkezine uğramadan M5 karayolundan güneye yöneldik.

Serakib’den sonra M4’ün üzerindeyiz.

Bu yol Suriye’nin ekonomik ve stratejik can damarı. Güzergah boyunca

savaşın izleri görülse de toprak baharı müjdeliyor.

Bereketli arazilerin neredeyse tamamı ekilmiş.

Sakin bir yolculuğun ardından Lazkiye’deyiz.

Şehrin ana kavşağında devasa bir bayrak direği karşılıyor bizi. Gönderde

üç yıldızlı Özgür Suriye bayrağı

dalgalanıyor

.

İktidar değişiminin simgesi adeta.

Burasını

Suriye’nin geri kalanından ayıran doku

gözle görülüyor. Yüksek apartmanlar, geniş bulvarlar... Lazkiye, ülkenin diğer şehirlerinden çok daha modern. “Korunduğu” çok belli. Haliyle,

Esed ailesinin burayı rejimin arka bahçesi sayıp özel yatırımlarla ihya ettiği ilk bakışta anlaşılıyor.

Burç İslam kasabasına vardığımızda saat 17’ye geliyordu. Burası

Suriye Türkmenlerinin yoğun yaşadığı,

turkuaz renkli sahil kasabalarından. Nüfusu 30 bine yakın ve halkın büyük kısmı Türkçe konuşuyor.

Aslında ‘Bucak’tayız.

Suriye savaşında gözümüzün kulağımızın olduğu Bayır Bucak burası. Lazkiye’nin kuzeyi ile Yayladağı sınırına kadar, dağlık kısım Bayır, sahil Bucak.

Devrimin kalelerinden.

Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB)’nin ev sahipliğinde Türkmenlerle iftar yapacağız.

Kasabanın falezlerin yamacındaki parka devasa bir çadır kurulmuş, çocuklar için oyun tırları getirilmiş. Bu

topraklarda ilk defa böyle bir buluşma gerçekleşiyor.

YTB ekipleri, 2024’teki devrimden sonra bölgeye geldiklerinde davullarla zurnalarla karşılanmışlar. O ilk kucaklaşmada 40 yaşlarındaki bir Türkmen, dönemin YTB Başkanı Abdullah Eren’e “Ben bu zamana kadar Türkiye’den böyle bir heyet görmedim” der ve yanındaki 70 yaşındaki babasına sorar: “Baba sen gördün mü?”

İhtiyar adam, sevinç gözyaşlarıyla

“Hayır oğul” yanıtını verir. Türkiye o gün, askeri hassasiyetle yaklaşılan Bayır Bucak için düğmeye basar. Resmi kurumlar çalışmalara başlar.

YTB ise ilk defa bir Ramazan etkinliğinde Türkmenleri bir araya getiriyor.

Türkmen balaları sarıyor etrafımızı.

Aralarında şehit evlatları var. Ellerinde Türk bayrağı motifli balonlar... Bazıları Adana’da, Mersin’de yaşamış ama devrimden sonra dönmüşler. Gürbüz oğlanlardan biri “Çanakkale içinde aynalı çarşı” türküsünü mırıldanıyor. Devamını birlikte söylemeye çalışıyoruz, “

Abi bu kadar bilebiliyorum”

diyor.

İftara doğru Türkmen ailelerin gelişi hızlanıyor.

Bucak’taki civar köylerden, Bayır’dan yola düşüp gelenlerin hasret giderme anlarına şahitlik ediyorum

. Anneler kız çocuklarını bayram sabahı gibi giydirmişler.

Bazı yaşlı amcalar dikkatimi çekiyor. Dalgınlar. Mahsunlar. Hürmetle ellerini öpenlerle iki kelam edip susuyorlar.

Öğreniyorum ki şehit babaları da aramızdaymış. Yanlarına gidiyorum.

Adnan Dehli amca 60 yaşında.

“Evladım ben konuşamam” diyor. Biraz önce muhabirler röportaj yapmak istemiş, kamerayı görünce anlatamamış. Elini tuttum, hoş beş edip sohbete koyulduk. O bana ben ona sarılıp durduk. Sonra anlatmaya başladı.

Biri 18 diğeri 24 olan iki oğlu Bayır’da şehit düşmüş.

“Savundukları tepede namaz kılıyorlarmış” derken kilitlendi Adnan amca. O dağ gibi baba titredi, dudaklarını ısırdı ama bırakmadı kendini. Çifte evlat acısını kim bilir kaçıncı kez içine akıttı? Sarıldık yine.

Esed rejiminin askerleri şehit etmiş evlatlarını.

“Burası da bizim Çanakkalemiz’di oğul, şükür teslim etmedik” dedi.

Türkmen çocukların dillerindeki “

aynalı çarşı

” nakaratı o an zihnimde yerini buldu. Burası Suriye devriminin Çanakallesi’ydi. Türkmenlerin direniş hatlarını sadece Esed güçleri değil, Rus uçakları da bombaladı.

O şanlı direniş sergilenmeseydi hem Halep kuzeyinden kuşatılmış olacak hem de rejim Türkiye’nin güney sınırına yerleşmiş olacaktı.

Adnan Amca ile tekrar gelmek üzere sözleştik. Çocuklarla vedalaştık.

Bu arada Türkiye’yi Türkmenlerle buluşturan YTB Başkanı Abdulhadi Turus ile de sohbet ediyoruz. Duygu yüklüydü. “Hani uzun zamandır görmediğiniz kardeşinizle görüşürsünüz de burnunuzun direği sızlar; o durumdayız” diyor.

İftar bir başlangıç. Buranın altyapı noktasında gelişmesi için insan kaynağına ihtiyacı var.

YTB, Türkmen çocuklarını okutacak.

Türkiye›de lisans ve lisansüstü eğitimler aldıracak. O evlatlar topraklarına dönüp şehirlerini tekrar imar edecekler.

Bugünlere kolay gelinmedi. Çok acılar çekildi. “Şimdi” ise hayal gibi aslında. Bir yıldan biraz fazla zaman önce Esed rejiminin hüküm sürdüğü topraklarda bahar bir başka geliyor.

Türkmen Dağı, 100 yıl önce koparılmak istendiği Türkiye’sine daha bir yaslanıyor.

Eskiden “etnik gettolaşma” ile anılan Lazkiye bulvarlarından geçip Bayır Bucak Türkmenlerinin sofralarına oturmak bir yana, Adnan Amca’nın evlatlarını feda ederek tarihten getirdiği

“Çanakkale ruhu” ile hemhal olduk.

Artık “böyle giderse” denilen karamsarlık geride kaldı. Şimdi imar etme ve köklere daha sıkı sarılma vakti.

Türkiye’nin “akraba topluluklar” politikasıyla gönül coğrafyalarında ne kadar derin bağlar kurduğunu

görmüş oldum. İnanılmaz gururlandım.


© Yeni Şafak