Algoritma tarlasında çocuklar
Okurunu II. Dünya Savaşı sonrasına götüren Jerome David Salinger’in meşhur romanı Çavdar Tarlasında Çocuklar’ı okuyanlar anımsar. Holden Caulfield’ın bir hayali vardır:
Çocuklar bir çavdar tarlasında koşarken uçuruma yaklaşacak, o ise onları düşmeden yakalayacaktır.
Yani çavdar tarlası bekçisi olmak ister…
Romanın kahramanı Holden, birbirine karşı acımasızlaşan gençlerin samimi duygularını temsil eder. İsyanı ise yetişkinlerin sahte, yapmacık ve sürekli rol yapmalarınadır. Salinger, savaş sonrası refahın yükseldiği, televizyonun yaygınlaştığı ve tüketim kültürünün güç kazandığı bir dönemde gençlerin yaşadığı “
yabancılaşmayı
” anlatmaktadır.
Üzerinden yetmiş beş yıl geçti. Bugünün çocukları çavdar tarlalarında koşmuyor. Çavdarın ne olduğunu da bilmiyorlar. Çünkü çocuklar
algoritmaların ekip biçtiği dijital tarlalarda büyüyorlar.
Arkadaşlarını orada buluyor, kahramanlarını orada seçiyor, dünyayı oradan tanıyorlar. Üstelik bu tarlanın sahiplerinin çocukları korumak gibi bir dertleri yok. Daha da fenası, çocukların hangi yöne doğru koştuğunu anne babaları da bilmiyor.
Geçtiğimiz hafta İstanbul’da düzenlenen Dijital Anafor – Ekran Bağımsızlığı Zirvesi’nin sonuç bildirgesini okurken şunu düşündüm:
Sadece çocuklar değil, anne babalar da büyük bir hızla uçuruma sürükleniyor.
Zirve’den ortaya çıkan metin, teknolojiye ilişkin teknik bir değerlendirmeden çok daha........
