menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Terörsüz Türkiye'yi anlamak -I- “Devlet politikası” demek yeterli mi?

16 0
09.08.2026

Son aylarda Türkiye'de en çok duyduğumuz ifadelerden biri "Terörsüz Türkiye" oldu. Bu süreci anlatırken en sık kullanılan kavram ise "devlet politikası"dır. Peki, gerçekten bir uygulamanın devlet politikası sayılabilmesi için hangi şartlar gerekir? Bir hükümetin tercihi ile devlet politikası arasındaki fark nedir? Bir meseleyi doğru değerlendirebilmek için önce şu soruyu sormak gerekir: Cumhuriyet Devleti, kuruluşundan bugüne kadar benzer güvenlik sorunlarında nasıl bir hukuk politikası izlemiştir?

Çünkü bugün yaşananları anlamanın yolu, dünü bilmektir. Devlet politikası denildiğinde akla ilk gelen husus, devlet kurumlarının ortak iradesi kadar milletin meşruiyetidir. Demokratik sistemlerde toplumu doğrudan ilgilendiren stratejik kararların mümkün olduğunca şeffaf yürütülmesi, eleştiriye açık olması ve geniş toplumsal mutabakat araması beklenir. Bu nedenle bir uygulamanın "devlet politikası" olarak adlandırılması, tek başına tartışmayı sona erdirmez; aksine bu nitelemenin hangi ölçütlere dayandığı da sorgulanabilir. Cumhuriyet tarihine baktığımızda, devletin terör ve isyan karşısında geliştirdiği hukuki düzenlemeler dikkat çekici bir ortak özellik taşır.

1920 yılında çıkarılan Hıyanet-i Vataniye Kanunu, henüz yeni açılmış olan Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni korumayı amaçlıyordu. Anadolu işgal altındaydı. İç isyanlar çıkıyor, asker kaçakları artıyor, İstanbul Hükûmeti Ankara'yı tanımıyordu. Bu kanun, yeni kurulan devletin ayakta kalabilmesi için çıkarılmıştı. 1925 yılında yaşanan Şeyh Sait İsyanı sonrasında bu kez Takrir-i Sükûn Kanunu yürürlüğe girdi. Devlet, kamu düzenini yeniden tesis etmek amacıyla olağanüstü yetkiler kullandı. Aynı dönemde İstiklal Mahkemeleri yeniden faaliyete geçirildi. 1935 yılında çıkarılan Tunceli Kanunu, Dersim bölgesinde devlet........

© Yeni Mesaj