Muhalefet için stratejik çıkış yolu
Türkiye siyaseti, sadece sandık sonuçlarıyla değil, aynı zamanda tarafların birbirine karşı yürüttüğü "algı ve ikna" mücadeleleriyle şekilleniyor.
Bugün gelinen noktada iktidarın temel stratejisi, milleti bir vizyona ikna etmekten ziyade, hem içeriye hem dışarıya "Ben hâlâ en güçlüyüm ve gitmiyorum" mesajını vermektir.
İktidar; sanatçısı, sporcusu ve devlet imkanlarıyla devasa bir blok görüntüsü çizerken, muhalefet cephesinin bu stratejiyi okumaktaki yetersizliği, Türkiye'nin değişim talebini bir "çözümsüzlük sarmalına" hapsediyor.
Gerçek bir değişim için muhalefetin, sadece seçim gecesi bir araya gelen partiler toplamı olmaktan çıkıp, toplumsal bir direnç ve inşa bloğuna dönüşmesi kaçınılmazdır.
İktidarın güç oyunu ve muhalefetin stratejik körlüğü
İktidarın bugün yürüttüğü siyaset, bir "seçim kazanma" telaşından çok, bir "mevcudiyet ve kudret" gösterisidir.
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın da ifade ettiği gibi, iktidarın şu an toplumu yeni bir şeye ikna etme gibi bir derdi bulunmuyor.
Bunun yerine, toplumun kanaat önderlerini, sanatçıları ve sporcuları yanına çekerek "yüzde 50'den fazlayız" imajını tahkim ediyor.
Bu, psikolojik bir operasyondur. İktidar, "Ben istediğim operasyonu yapabilirim, istediğim gündemi belirleyebilirim ve muhalefeti istediğim gibi oyunun içine çekebilirim" mesajını veriyor.
Muhalefetin düştüğü en büyük hata ise bu stratejiyi "algılayamamak" ve iktidarın belirlediği oyun alanında tepkisel siyaset üretmektir.
Geçmiş seçimlerde yüzde 48 alan bir muhalefetin, yanlış aday ve yanlış kurguyla bile bu rakama ulaşması aslında iktidarın yüzde 52'yi ne kadar zorlanarak aldığının kanıtıdır.
Ancak muhalefet, bu yüzde 48'in potansiyel gücünü bir "karşı duruş" olarak örgütlemek yerine, parçalı yapısını korumaya devam ediyor.
İktidarın "Biz buradayız ve devam edeceğiz" mesajına karşı muhalefetin "Biz de buradayız ve daha kalabalığız" diyebilecek bir vizyoner derinliğe ihtiyacı vardır.
24 yıllık birikmiş sorunlar yumağı
Türkiye'nin bugün yaşadığı krizler, sadece birer "yönetim kusuru" değil, 24 yıllık birikmiş bir çözümsüzlük sürecinin sonucudur. Ekonomiden asayişe, dış politikadan adalete kadar her alanda bir "güvensizlik" hali yaşanmaktadır.
Emekliler, asgari ücretliler ve gençler; gelir adaletsizliğinin altında ezilirken, iktidarın bu sorunu çözme iradesinin kalmadığı açıkça görülmektedir. Tarımda ve finansal piyasalarda yaşanan tıkanıklık, artık sürdürülebilir değildir.
Sokaklarda, evlerde ve okullarda yaşanan cinayetler, okul önlerine kadar inen uyuşturucu sorunu ve her geçen gün artan asayiş olayları, devletin en temel görevi olan "güvenlik" alanında zafiyet içinde olduğunu göstermektedir.
Dört tarafı güvenli bir ülkeden, dört tarafı yangın yerine dönmüş bir coğrafyaya evrilen Türkiye, dış politikadaki hataların bedelini ödemektedir.
Adaletin ise "adamına göre" tecelli ettiği, mülkün temelinin sarsıldığı bir dönemin içinden geçiyoruz.
Tüm bu tablo, değişimin artık bir tercih değil, yaşamsal bir zorunluluk olduğunu kanıtlıyor. Ancak bu değişim, sadece sorunları dile getirerek değil, bu sorunların çözümüne yönelik "bilimsel ve profesyonel" bir alternatif blok kurarak mümkündür.
Birleşik muhalefet: Dışlamayan ve kuşatan bir strateji
Gerçek bir değişim için ana muhalefetin "Ben zaten birinci partiyim" rehavetinden acilen kurtulması gerekir. Birinci parti olmak, toplumsal değişimi tek başına gerçekleştirmeye yetmez.
Muhalefetin yapması gereken, "bütünleşik bir blok" inşa etmektir. Bu blok sadece siyasi partilerden oluşmamalıdır; piramidin en üstünde siyasetçiler varsa, hemen altında bilim insanları, sanatçılar ve sporcular yer almalıdır.
Toplumun örnek aldığı, takip ettiği tüm figürlerin dezenformasyona kaçmadan, halkın gerçek acılarını (emeklinin yoksulluğunu, gençlerin umutsuzluğunu) yüksek sesle haykırması gerekir.
Muhalefet, "Biz de yüzde 50'yiz" diyebilmeli ve bu gücü hem içeriye hem de dış dünyaya hissettirmelidir. Bu süreçte hiçbir muhalif odak dışlanmamalı, siyasetten soğumuş kitleler bile bu çözüm masasına dahil edilmelidir.
İktidarın "güçlüyüm" illüzyonunu bozacak tek şey, muhalefetin sergileyeceği "bütünleşik ve sarsılmaz" duruştur.
Eğer muhalefet, toplumsal muhalefetin her rengini kapsayan, bilimden ve adaletten beslenen bir strateji belirleyebilirse, iktidarın planları deşifre olacak ve Türkiye için gerçek çözümün kapıları aralanacaktır.
Değişim, sadece sandıkla değil, toplumun her kesiminin "artık yeter" diyen iradesinin tek bir yumruk haline gelmesiyle gelecektir.
