Geleceğin ışığını söndüren eğitim krizi
Eğitim öğretim yılının sona ermesi ve çocukların ellerinde karneleriyle evlerine dönmesi, normal şartlarda bir ülkenin en büyük neşe ve umut kaynağı olmalıdır.
Ancak Türkiye'de masanın diğer tarafına, yani eğitimi inşa eden ve sırtlayan öğretmenlere baktığımızda tablonun hiç de iç açıcı olmadığını görüyoruz.
Gelecek nesilleri yetiştiren eğitimciler haklarını alamadıkları, iktidar tarafından muhatap kabul edilmedikleri için seslerini duyurabilmek adına açlık grevleri yapıyor, sokaklarda kolluk kuvvetlerinin müdahalesine maruz kalıyor ve gözaltına alınıyor.
Kamuda çalışan öğretmenler dahi yoksulluk sınırının altındaki ücretlerle hayatta kalma mücadelesi verirken, asıl büyük kriz özel sektörde ve mülakat sisteminin getirdiği adaletsizliklerde yaşanıyor.
Bir yanda gözleri ışıl ışıl okula başlayan ama liseden feri sönmüş olarak mezun olan gençler, diğer yanda gelir yetersizliği sebebiyle "zaten aç oldukları için" açlık grevi yapmak zorunda kalan öğretmenler duruyor.
Eğitim sistemi, içine giren değerli insan hammaddesini işleyemeyen ve sonunda parlak beyinleri ülkeden kaçıran bir fabrikaya dönüşmüş durumda.
Sınıfın görünmeyen köleleri: Taban maaş ve sözleşme kıskacı
Özel öğretim kurumlarında görev yapan öğretmenlerin yaşadığı dram, modern kölelik düzeninin eğitim sektöründeki en net yansımasıdır.
Kamuda görev yapan meslektaşlarına nazaran hiçbir güvencesi bulunmayan bu öğretmenler, kendilerini "merdiven altı eğitim işçileri" olarak tanımlıyor.
Sektördeki en büyük yapısal sorunların başında, yaygın bir sömürü aracı haline gelen 10 aylık belirli süreli sözleşmeler geliyor.
Okullar yaz tatiline girdiğinde kağıt üstünde işsiz kalan, sigorta primleri kesilen ve iki ay boyunca tamamen gelirsiz bırakılan bu insanlar, her yıl aynı güvencesizlikle karşı karşıya kalıyor.
Öğretmenler bu döngünün kırılarak haklarının yasal güvenceye kavuşturulmasını ve belirsiz süreli sözleşme modeline geçilmesini talep ediyor.
Sözleşme adaletsizliğinin yanında, kamudaki meslektaşları ile aralarında açılan devasa maaş uçurumu da keyfiliği besliyor.
Özel okullar ticari birer işletme mantığıyla hareket ettiğinden, atanamayan binlerce adayın çaresizliğini fırsata çevirerek ücretleri minimum seviyede tutuyor.
Öğretmenlerin acil taleplerinden biri de tam olarak bu........
