menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Avrupa'nın jeopolitik sıkışmışlığı ve çok kutuplu dünya arayışı

5 0
yesterday

Küresel siyasette taşlar yerinden oynarken, Soğuk Savaş sonrası ABD merkezli olarak şekillenen tek kutuplu veya Washington ile Pekin-Moskova eksenindeki iki kutuplu güç dengesi derin krizlerle sarsılıyor.

Bu küresel güç mücadelesinin ortasında kalan Avrupa Birliği (AB) ve diğer Avrupa ülkeleri, ABD'nin tek taraflı baskıları ile Doğu blokunun artan nüfuzu arasında sıkışmış olmanın bedelini ödemektedir. 

Son olarak New York'ta düzenlenen BM 81. Genel Kurulu marjında AB, Avustralya, Barbados, Brezilya, Kanada, Hindistan ve Kenya sponsorluğunda başlatılan "Çok Taraflılık İçin Ortaklar" (Partners for Multilateralism) girişimi, Avrupa'nın küresel satranç tahtasında bağımsız bir kutup olma yolundaki stratejik hamlelerinin somut bir göstergesidir. 

Ancak transatlantik ittifakın derinleşen fay hatları ve küresel krizler, sadece Avrupa'yı değil, bölgesel bir güç olan Türkiye'yi de hayati kararların eşiğine getirmektedir.

Transatlantik çatlağı derinleştiren eksen kaymaları

Avrupa'nın bağımsız bir hareket alanı inşa etme arayışının arkasında, ABD ile yaşanan derin stratejik, hukuki ve ekonomik ayrışmalar yatmaktadır. 

Washington'ın özellikle Trump yönetimi döneminde öne çıkan korumacı ve tek taraflı politikaları, Avrupalı müttefiklerde ciddi bir "güvenilmezlik" ve "vesayet" algısı oluşturmuştur.

Bu durumun en somut örneklerinden biri Trump'ın Uluslararası Ceza Mahkemesine (UCM) yönelik yaptırım tehditleridir. 

UCM'nin Gazze'deki insan hakları ihlalleri ve soykırım suçlamaları kapsamında İsrail Başbakanı Netanyahu ve İsrailli yetkililer hakkında çıkardığı tutuklama kararları, uluslararası hukukun bir gereği olmasına rağmen Washington yönetimi tarafından sert bir tepkiyle karşılanmıştır. 

ABD'nin UCM'nin küresel finans sistemine ve dolara erişimini kısıtlama girişimleri, evrensel hukuk ilkelerini savunduğunu iddia eden Avrupa ülkeleri için uluslararası hukuka açılmış doğrudan bir savaş anlamına gelmektedir.

Benzer bir egemenlik ve etki alanı gerilimi Grönland üzerinde yaşanmaktadır. 

ABD'nin Kuzey Kutbu'ndaki askeri erişim ve doğal kaynak arayışları çerçevesinde Grönland'da iki yeni askeri üs açma planları, Danimarka Krallığı'nın ve Avrupa'nın egemenlik hassasiyetlerini tetiklemektedir. 

Bunun yanı sıra, Arktik geçitleri, Diego Garcia üssü ve Avrupa'daki Çin altyapı yatırımlarına yönelik Washington baskıları, transatlantik ilişkilerdeki........

© Yeni Mesaj