menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türkiye'nin enerji bağımsızlığı üzerine: Yirmi yıl sonrasının hesabı

9 0
sunday

20 yıl sonra deyince gelecekte enerjiyi nereden elde edebiliriz diye düşünüyoruz demektir. O zaman tek tek bakalım.

Hidrojen: Kaynak değil, taşıyıcı

Hidrojen hakkında Türkiye'de dolaşan söylemin çoğu 2021'de kalmış; arada sektör bir enkaz alanına dönüştü. Önce fiziği anlatalım. Hidrojen bir enerji kaynağı değil, enerji taşıyıcısıdır. Yerin altında hidrojen yatağı yok; suyu elektrikle ayrıştırarak üretiyorsunuz ve bir kilogram için yaklaşık 52 kilovatsaat elektrik gidiyor. Yani hidrojen gaz halinde bir bataryadır ve dönüşümde kaybınız büyüktür. Bu yüzden tek mantıklı kullanım alanı elektriğin doğrudan gidemediği yerlerdir: çimento fırınındaki 1450 derece, çelikte cevherin doğrudan indirgenmesi, gübrede amonyak sentezi, denizcilik. Birinci yazıda "elektrifikasyonun sınırı" diye işaretlediğimiz boşluk tam olarak burası. Bu listenin CBAM (Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması)  kapsamındaki sektörlerle aynı olması da tesadüf değil: Türkiye için yeşil hidrojen bir iklim lüksü değil, ihracat savunma aracıdır.

Şimdi 2026 tablosu. Sübvansiyonsuz yeşil hidrojenin maliyeti kilogram başına 3,5-6 dolar; doğalgazdan üretilen gri hidrojen 1,5-2,5 dolar. Maliyetin yüzde 55-70'i elektrik ve öğrenme eğrisi tersine döndü: medyan elektrolizör sistem maliyetleri 2022-2024 arasında yüzde 57 arttı. Taşıma ise öldürücü — sıkıştırma, sıvılaştırma ve amonyağa çevirme kilogram başına 2-3,5 dolar daha ekliyor. Piyasa bunu gördü: 2030 için ilan edilmiş kapasitenin yüzde 5'inden azı bağlayıcı alım anlaşmasına sahip. Eksik olan teknoloji değil, yirmi yıllık kontrat imzalayacak alıcı. Woodside H2Perth'i doğalgaza çevirdi, Fortescue planlarını bıraktı, ABD'de maliyeti kapatan vergi kredisi kaldırıldı; bankalar büyük hidrojen projelerini "finanse edilemez varlık" diye sınıflandırıyor. Türkiye'nin stratejisi ise elektrolizör gücünü 2030'da 2 GW, 2053'te 70 GW yapmayı hedefliyor — 2030 hedefi bu ortamda gerçekçi değil.

Ve en can alıcı nokta: hidrojen maliyetini iki şey belirliyor, elektrik fiyatı ve sermaye maliyeti. Devlet garantisi olmayan geliştiriciler için sermaye maliyeti yüzde 12-18 bandında ve bu düzeyde projeler tek kilogram üretmeden negatife düşüyor. Türkiye'nin güneşi Karapınar'da Almanya'nın iki katı, ama parası kat kat pahalı.

Türkiye'nin hidrojen kısıtı güneş değil, faiz.

Bu yalnızca hidrojen için geçerli değil: enerji dönüşümü, mühendislik problemi kılığına girmiş bir finansman problemidir. Buradan çıkan strateji de mevcut söylemin tersi — Türkiye hidrojeni ihraç etmeye çalışmamalı, yanında tüketmeli.........

© Yeni Mesaj