Sistemi değiştirmek, fikir, absorpsiyon ve direnç
Bir fikir, zamansal veya durumsal olarak içinde doğduğu sisteme karşı gerçekten dönüştürücü bir güce sahip olabilir mi? Bu soru, siyaset felsefesinin kadim gerilimlerinden birini oluşturur. Platon'un mağara alegorisi, yalnızca epistemolojik bir mesele değil, aynı zamanda siyasal bir kaderi de resmeder: Hakikati gören filozof, mağaranın dışına çıktığında yalnızlaşır; geri döndüğünde ise hem anlaşılmaz hem de mevcut düzen için bir tehdit olarak algılanır.
Sistem ile radikal veya dönüştürücü fikir arasındaki ilişki, basit bir yok etme-yok edilme diyalektiği değil, daha incelikli bir dönüşüm sürecidir. Sistem, kendisine meydan okuyan fikri genellikle ortadan kaldırmaz; onu içselleştirir, biçimini korurken içeriğini tersine çevirir. Sosyoloji ve siyaset biliminde "co-optation" (içselleştirme/ele geçirme) olarak bilinen bu mekanizma, fikrin etkisizleştirilmesinin en rafine yoludur. Tarih, ilk zamanlardan günümüze bu dönüştürme süreçleriyle yeni fikirlerin mücadele anların bir akışından ibarettir. Maalesef çoğu kez güç ve sistem bu mücadeleden galip çıkmıştır. Bu yazıda, bu fikirleri dönüştürme sürecini kavramsal açıdan ele alacak, üç güncel vaka üzerinden inceleyecek ve daha dirençli bir alternatif olarak Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli'ni tartışacağız.
Absorpsiyon: Sistemin yapısal refleksi
Absorpsiyon, bir fikrin veya toplumsal hareketin sistem tarafından biçimsel olarak korunup, özünde nötralize edilmesidir. Philip Selznick'in klasik tanımına göre co-optation, tehdit oluşturan unsurları örgütsel yapıya dahil ederek istikrarı sağlama stratejisidir. Fikir ortadan kaldırılmaz; aksine, sistemin meşruiyet aracı haline getirilir. Bu süreçte orijinal radikal içerik, egemen normlara uyarlanır ve "yeniden yazılır".
Herbert Marcuse'un........
