Göreliliği anlamak-1: Sezginin bittiği yer
Meleklerin zamanı üzerine yazdığım yazılardan sonra birkaç arkadaşım aynı itirazla bulundu.. "Zaman nasıl esner?" dediler. "Bir gün bir gündür. Senin saatinle benim saatim aynı işler. Ben bunu bir türlü kavrayamıyorum, vs." Bende bu konuya bir değineyim dedim, belki anlaşılmasına yardımcı olabilirim.
İtiraz haklıdır. Ve kabahat itiraz edende değildir. Çünkü biz bu ülkede göreliliği hiçbir yerde öğrenmeyiz. Lisede formülünü ezberletirler, şu anki müfredatta var mı yok onu da bilmiyorum, üniversitede mühendis olmayan kimseye anlatmazlar, gazetede ise karşımıza hep aynı şekilde çıkar: bir bilim haberinin sonuna iliştirilmiş, "Einstein haklı çıktı" diye biten, ne dediği anlaşılmayan üç satır. Sonuç olarak "zaman görelidir" cümlesi kulağımıza bir edebî süs gibi gelir. Şairane bir laf. Hoş ama boş.
Oysa o cümle, insanlık tarihinin en acımasızca sınanmış, en çok ölçülmüş, en çok doğrulanmış iddialarından biridir. Şu anda cebinizdeki telefon, o cümle doğru olduğu için yolunuzu bulabiliyor. Bunu yazının sonunda rakamlarıyla göstereceğim.
Bugün başlayan bu yazı dizisyle, göreliliği baştan sona, matematiksiz, adım adım anlatacağım. Önce kavramları kuracağız: ışık nedir, yerçekimi nedir. Sonra özel göreliliğe, oradan genel göreliliğe geçeceğiz. Söz veriyorum: dört işlemden fazlasına ihtiyacınız olmayacak. İhtiyacınız olacak tek şey, birkaç gün boyunca sezgilerinizi kapı dışında bırakmanız...
Kafamızdaki evren
Hepimizin zihninde, kimsenin öğretmediği ama herkesin bildiği bir evren tasviri vardır. Bu tasvirde mekân, boş bir sahnedir. Olaylar onun üstünde oynanır, o hiç değişmez. Zaman ise her yerde aynı hızla akan bir nehirdir. Evrenin bir duvarında kocaman bir saat asılıdır; İstanbul'da, Ay'da, Andromeda galaksisinde, her yerde o saat geçerlidir. Ben burada bir dakika beklersem, siz de orada bir dakika beklemiş olursunuz. "Şimdi" dediğim an, evrenin her köşesinde aynı andır.
Bu tasvir size apaçık geliyorsa, yalnız değilsiniz. Bu, insan zihninin varsayılan ayarıdır. Dahası, tarihin en büyük dehalarından birinin de resmî görüşüydü.
Isaac Newton, 1687'de yayımladığı Principia'da zamanı tanımlarken şunu yazdı: mutlak, hakiki ve matematiksel zaman, kendiliğinden ve kendi doğası gereği, dışarıdaki hiçbir şeyle ilgisi olmaksızın düzgün biçimde akar. Yani zaman, evrenin içinde olup bitenlerden bağımsızdır. Kâinatta hiçbir şey olmasa, hiçbir yıldız yanmasa, hiçbir kalp atmasa bile zaman yine akardı.
Ve bu fikir işe yaradı. Hem de nasıl. Edmond Halley, Newton'un yasalarıyla bir kuyruklu........
