NATO, doların jandarmalığını yapıyor!
Bilindiği üzere dünya genelinde 200'den fazla ülke ve bölge için kurulmuş bağımsız merkez bankası bulunmaktadır. Bu kurumlar ülkelerin para politikalarını, faiz oranlarını ve finansal sistemlerini yönetir.
Tabi normal bir bakış açısıyla konuyu ele aldığımızda, ilk akla gelenlerin bunlar düşünülebilir.
Oysa gerçek çok farklı ve bir o kadarda acıdır.
Şimdi tarihe bir yolculuk yapalım ve dünyayı çok kolay yollardan sömüren küresel güç odaklarının kimler olduğuna ve hangi yöntem ve enstrümanları kullandıklarına, deşifre amaçlı mercek tutalım.
Yazımız belki uzun sayılabilir ancak, tarihi önemde olması bakımından çok kıymetli ve arşiv niteliği taşımaktadır.
Sevgili okurlarım bahse konu işin aslı astarı şudur:
ABD'nin İkinci Dünya Savaşı sonrasında bütün dünyaya empoze ettiği ve hatta dayattığı sistem, dolara bağımlı olarak yaratmış olduğu uluslararası para sistemidir.
Bu sistem 1944 yılında 44 ülkenin imza attığı Bretton Woods sistemidir.
Bu sistem sayesinde dolar; bütün ülkelerin tanıdığı, ülkelerarası ticarette ödeme aracı olarak kabul ettiği bir para birimi olmuştur.
Ayrıca bu sistem, ülkelerin dış ticaretlerinde açık vermeleri durumunda ödeme yapabilmek için ihtiyaten rezerv olarak dolar biriktirmesine dayanıyordu.
Bütün merkez bankaları, oluşturulan bu sömürü sistemi gereği kasalarında rezerv amaçlı dolar tutmaya başlamışlardı.
Dikkat ederseniz yaşanan tüm bu süreçler ve serüvenin sonunda asıl özne, kağıt paradan başka bir şey değildir.
Devam ediyoruz…
Yine bilindiği üzere Bretton Woods sisteminde dolar altın cinsinden tanımlanmıştı.
O günkü anlaşmaya göre 1 dolar 0,88867 gr. altın olarak belirlenmişti.
Ülkeler ellerindeki dolarları FED'e götürdüklerinde karşılığı olan altını alabiliyordu.
Dolar basma yetkisi sadece FED'e aitti.
Başlangıçta iyi işleyen, dünya ticaretini artıran bu sistem, daha sonra ABD'nin bu yetkiyi suistimal etmesiyle sıkıntıya girmeye başladı.
FED kasasındaki altın miktarı sabitken Marshall Yardımları, Kore Savaşı, Vietnam Savaşı gibi harcamaları yüzünden büyük bütçe açıkları vermeye başlayınca, bu açıkları finanse etmek için fazladan dolar basmaktan çekinmemiştir.
(Oysa bize gelince ne diyorlar, para basarsan enflasyon olur!)
Bu ise doların altın karşılığının azalması ve doların değer yitirmesi sonucunu doğurmuştur.
Bu durumdan endişelenen Avrupalı ülkeler, FED'e ellerindeki doları getirerek karşılığı olan altınları almaya başlayınca, ABD elindeki altınları kaybetmekten korkarak 1971 yılında doların altına çevrilebilme özelliğine son vermiştir.
Doların altın konvertibilitesi sonlandırılmasına rağmen sistem 2 yıl daha böyle sürdürülmeye çalışılmış, nihayetinde 1973 yılında doların değerinin belirlenmesinde altına olan sabitlenmesinden vazgeçilerek, doların değeri serbest dalgalanmaya bırakılmıştır.
Bu şekilde doların değerinin altına göre değil, dünyadaki uluslararası arz ve talebine göre belirleneceği açıklanmıştır.
Doların dünyada daha da güçlenmesi ise 1975 yılına dayanmaktadır.
Burası çok kritik!
1975'te ABD Suudi Arabistan'la gizli bir anlaşma yapmıştır.
Bu........
