menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Madencileri ağlatanı, Allah güldürmez!

7 0
previous day

"Türkiye'de maden de yok, petrol de" açıklamaları yapılmıştı.

Bu açıklamanın diğer birçok açıklamada olduğu gibi altının boş olduğu ve havada kaldığını önce bir tespit edelim.

Bu türden açıklamaları yapan siyasetçilerin kendileri bilemese de, danışmanlarınca bilgilendirilmesi gerekir.

Anadolu'da madencilik tarihi, MÖ 7000'li yıllara kadar uzanan köklü bir geçmişe sahiptir.

Örneğin Diyarbakır-Çayönü'nde MÖ 7250'lere tarihlenen en eski bakır işleme atölyeleri, bölgenin metalurjinin beşiği olduğunu göstermektedir.

Tokat-Erbaa civarında ise MÖ 5 bin yıllarına ait yeraltı işletmeleri tespit edilmiştir.

Bakır, altın ve gümüş işletmeciliği, yerleşik hayata geçişle birlikte Mezopotamya ve Anadolu'da daha o dönemlerde yoğunlaşmıştır.

Doğu Karadeniz bölgesi, metal endüstrisinin dünyadaki ilk doğduğu yerlerden biri olarak kabul edilir.

Cumhuriyet döneminde ise, 1935 yılında MTA ve Etibank'ın kurulmasıyla maden arama ve üretim faaliyetleri sistematik bir yapıya kavuşmuştur.

Yok efendim Lozan'da bir madde varmışta, 2023'e kadar madenlerin çıkartılması ve işlenmesi yasakmış ta falan filan gibi zırva uydurma masallara kananlar olduysa, onlara tavsiyem akıl ve ruh hastalıkları bölümüne bir uğrasınlar!

2026 başı itibarıyla Türkiye'de işletme izinli maden ruhsatı sayısının 7.628'e ulaştığı belirtiliyor fakat, bu bilgilerin sürekli değiştiğini hatırlatmakta yarar var.

1923-2002 yılları arasında toplam 1.186 ruhsat verilmişken, 2008-2023 yılları arasındaki 15 yıllık dönemde bu sayı 386.000'i aşarak dramatik bir artış göstermiştir.

Bilindiği gibi Türkiye'de 90 çeşit madenden 70'i mevcuttur.

Yani Türkiye tek başına dünyada bulunan maden çeşitlerinin, neredeyse tamamına sahip bir ülkedir.

Ülkemizde yer alan tüm bu zengin yeraltı kaynaklarının toplam parasal tutarının, 3 katrilyon dolar olduğu söylenmişti.

Bunu Türkiye'de ilk kez açıklayan isim, Prof. Dr. Haydar Baş olmuştu.

Zaten Türkiye'de Haydar Baş'tan başka hiçbir Allah kulunun madencilik konusuna ilişkin ne bir satırlık yazısı, nede bir politikası olmamıştır.

Ankara'da madenci kardeşlerimiz tarafından sürdürülmekte olan eyleme gelelim.

Nisan 2026 itibarıyla Ankara'ya taşınan madenci eylemlerinin arka planında, Eskişehir'in Mihalıççık ilçesinde faaliyet gösteren Doruk Madencilik işçilerinin yaşadığı ağır ekonomik mağduriyetler yer almaktadır.

Bağımsız Maden İş Sendikası öncülüğünde yürütülen bu eylemin temel nedenleri özetle şunlardır:

Madenciler, aylardır maaşlarını alamadıklarını ve işten çıkarılmaları durumunda hak ettikleri tazminatların ödenmediğini belirtmektedir.

İşçiler, "Açız, yoksuluz, çıplağız" sloganıyla, ekonomik olarak çaresiz kaldıklarını ifade ederek, seslerini iktidara duyurmaya çalışmaktadır.

Uzun süren ödeme yapılmama durumu üzerine işçiler, Eskişehir'den Ankara'ya yürüyüş başlatmış ve Ankara'da açlık grevi ile çıplak yürüyüş gibi eylem yöntemlerine başvurarak dikkat çekmeye çalışmıştır.

Bağımsız Maden İş Sendikası, işçilerin 12 aydır düzenli maaş alamadıklarını ve yasal haklarının gasp edildiğini savunarak, hukuki ve fiili mücadeleyi sürdürmeye devam edeceklerini söylüyor.

Bu eylemler, maden işçilerinin çalışma ve en temel yaşam koşullarının iyileştirilmesi, birikmiş alacaklarının tahsil edilmesi talebiyle gerçekleştirilen bir hak arayışıdır.

Şirket yönetimi ise, işçilere aylardır maaş ödenmediğini ve ekonomik yükün işçilere yıkıldığını zımnen kabul etmiş durumdadır.

Bu arada Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, 2025 yılı denetimlerinde işçilerin alacaklarının ödenmemesi nedeniyle şirkete 20 milyon TL'den fazla idari para cezası uygulamıştır.

Yani zaten parası olmadığı gerekçesi ile işçilere maaş ödeyemeyen şirketin, ayakta kalan ayağına da sıkılmış oldu adeta.

Peki, şirket ekmeğini en zor koşullarda kazanmaya ve ülkesine katma değer üretmeye çalışan bu işçilerin parasını neden ödemiyor veya ödeyemiyor?

İddia odur ki şirket, devlete yüksek fiyattan elektrik satamadıkları için oluşan maliyet yükünü işçilerin maaşlarını keserek karşılamaya çalışmıştır.

İşletemiyorsan neden aldın bu maden ocağını?

Aslında bu soruyu özel şirkete sormadan önce, devleti yönettiği iddiasında olan siyasilere şöyle demek lazımdır.

Cumhuriyetin kazanımları olan devasa fabrikalar ve sınırsız yeraltı kaynaklarını koca bir devlet olarak sen becerip işletemiyorsan, 3-5 kişiden oluşan bir şirket nasıl işletebilir?

Bu kadar stratejik bir alan olan madenlerin işletilmesi gibi hassas bir konuyu, nasıl olurda devletin elinden çıkmasına izin verebilirsiniz?

Türkiye'de 2004 yılında sadece 138 olan uluslararası maden şirketi sayısı, son yıllarda önemli artış göstererek 649'a çıkmıştır.

Millete ait olan madenlerin devlet eli ve imkanları ile çok kolaylıkla işletilmesi mümkün olduğu halde, niçin yabancıların tekeline geçmesi için yasa üstüne yasa çıkarıyorsunuz?

Şahsen benim 2006 yılında, o dönemin FETÖ-ABD ortaklığı ile işletilen Gümüşhane Koza Maden ocağında, çok çarpıcı araştırmalarım ve röportajlarım olmuştu.

İsmi Hasan olan genç bir maden Mühendisi ile röportaj yapıyordum.

Dönemin FÖTÖ'cü işletme Müdürü ise, genç maden Mühendisine soracağım sorulardan çok endişeli olduğu için, sürekli yanımızda duruyordu.

Allah'ın işi işte o ara adama bir telefon geldi ve bende fırsattan istifadeyle o tesise geliş amacım olan soruyu patlattım.

"Sahi burada bir ton hafriyatta ne kadar altın elde ediliyor" diye sordum.

Genç Mühendisi ise sanki Allah konuşturdu ve aslında büyük bir sır olarak saklanan şu gerçeği kameramıza açıkladı.

"Bazı damarlar var ki, bunların bir tonundan 1 kg ile 1.250 gr arasında altın elde edilmektedir" dedi.

Zaten başka da bir şey demesine gerek yoktu.

Çok büyük bir soygunu ifşa etmiştik.

Bu haberi olduğu gibi yayınladığımızda ise işletme Müdürü beni telefonla arayıp tehdit etmişti.

Ben de olur buradayım demiş ve geçiştirmiştim.

Daha sonra ne mi oldu?

Dönemin Sanayi ve Teknoloji eski Bakanı Mustafa Varank, 2019 yılında yaptığı bir açıklamada bizim haberimizi teyit eder nitelikte şu çarpıcı açıklamaları yapmıştı:

Bakan Varank, 14 Kasım 2019 tarihli açıklamasında, 2016 yılında TMSF'ye geçen Koza Altın'ın devlete geçtikten sonra yüzde 220 gibi çok yüksek oranlarda kar elde ettiğini ifade etmişti.

Peki, Haydar Baş Bey 2002 yılından bu tarafa ne diyordu:

"Ben sadece Gümüşhane madenleri ile Türkiye'yi 100 yıl idare ederim."

Son tahlilde kim haklı çıktı?

Milletçe sesine kulak verilmeyen Haydar Baş Bey sonuna kadar haklı çıkarken, 23 yıldır iktidarda tutulan siyasi anlayış sahipleri her konuda "Yanıldık, aldatıldık" demesine karşın, kendilerine milletimiz tarafından ödül üstüne ödül verilmiştir.

Sanırım milletçe ve çok hızlı bir şekilde bir vicdan muhasebesine ve ardından gereğinin yapılmasına ihtiyaç vardır.


© Yeni Mesaj