Lozan’da bilinmeyen gerçekler: Gizli madde yok, gizli oturum var
Başlıyoruz…
Bilindiği üzere Türkiye Cumhuriyeti devletinin tapu senedi olan Lozan antlaşması, Atatürk'e ve Türk milletine olan düşmanlıklarıyla bilinen çevrelerce, sürekli olarak eleştiri konusu yapılmıştır.
Bu çevrelerin en çok dile getirdikleri ve ağızlarında Graham Fuller ve Paul Henze sakızı yaptıkları konu, "Lozan'da gizli maddeler var" yalanıydı.
Cumhuriyet düşmanı çevrelerce Lozan'la ilgili en çok istismar edilen bir diğer konu ise, ihtilaf devletlerince halifeliğin kaldırılması karşılığında Lozan'ın tanınacağı ile ilgili kuyruklu yalandı.
Yani İngiliz ve Fransızlar Lozan'da bulunan Türk delegasyonuna, "Siz hilafetten vaz geçin, bizde sizin isteklerinizi kabul edelim" şeklinde baskılarda bulunmuş ve sonuç almıştı.
Yani saltanat ve hilafetin Cumhuriyeti kuran kadrolar tarafından ve milletin talebi ve isteği doğrultusunda değil de, İngilizlerin Lozan'da Türk heyetine karşı yaptıkları dayatmalar sonucu kaldırıldığı yalanı, günümüze kadar sürekli olarak tekrarlanmıştır.
Oysa Lozan'da var olan ve yaşanan gerçekler, Cumhuriyet düşmanlarının bu iftiralarına kesin bir şekilde galebe çalacak netlikte ve açıklıktadır.
Bu yazımızda, 103 yıl sonra ilk defa göreceğiniz şok belgelere ve şimdiye kadar duyulmamış gerçeklere yer vermeye çalışacağız.
1950'de Demokrat Parti'nin iktidar olmasıyla, İsmet Paşa ile özdeşleşen Lozan antlaşması, en çokta DP'yi rahatsız etmişti.
Önce basında Lozan eleştirileri başladı.
Ardından DP, 1950'lerin ortalarından itibaren Lozan Günü kutlamalarını yasakladı.
Türkiye'de Lozan Antlaşması'na yönelik saldırılar, özellikle 1960'lardan sonra ve CIA merkezli kışkırtmalarla daha da artmaya başladı.
Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığıyla kaleme sarılanlar, en çokta Rıza Nur'un hatıralarından beslenmiştir.
Bu zırva hatıraların 1960'larda piyasaya çıkmasıyla birlikte, siyasal İslamcı yayımların sayısının artması ve Lozan'ın çarpıtılmaya başlanması, kuşkusuz eş zamanlı bir operasyon olarak yürütülmüştür.
Aslında "Lozan'ın gizli protokolleri!" ve "Lozan'da Yahudi parmağı!" gibi asılsız komplo teorileri ilk kez, tescilli bir Cumhuriyet ve Türk milleti düşmanı olarak bilinen Necip Fazıl Kısakürek yönetimindeki Büyük Doğu dergisinde, 1949'da başlayan bir yazı dizisinde gündeme getirilmeye başlanmıştır.
Bu tür yalanların bir diğer kaynağı ise, 1923-1950 yılları arasında milletvekilliği de yapan İbrahim Arvas'ın hatıra notları olarak piyasaya saçılan asılsız iddia ve iftiralardı.
Örneğin, Lord Curzon'un Lortlar Kamarası'nda söylediği iddia edilen ancak parlamento tutanaklarında olmayan; "Asıl bundan sonradır ki, Türkler bir daha eski satvet ve şevklerine kavuşamayacaklardır.
Zira biz onları maneviyat ve ruh cephelerinden söndürmüş bulunuyoruz.
Artık bunun üzerine her şey apaçık anlaşılıyor, değil mi?" şeklindeki uydurma ifadeler, yıllarca Lozan'ı ve Lozan'ı yapanları karalamak için kullanılmıştır.
Hiçbir zaman değişmeyecek olan hakikat şudur. Lozan'da asla bir gizli madde falan yoktur.
Bu gizli madde palavrası, Lozan'da aradıkları "hezimeti" bulamayan şark kurnazı Cumhuriyet düşmanlarının uydurmasıdır.
Maalesef bu yalan ve iftiralara inanan, çokça çevreler olmuştur.
Lozan'da gizli madde olmadığı gibi, olmasına da imkân yok.
Çünkü Lozan iki kişi veya birkaç kişi arasında veya iki ülke arasında imzalanmış bir ikili antlaşma değildir.
Lozan, birçok ülkenin katıldığı bir konferansta aylarca görüşülüp imzalanmış, apaçık bir antlaşmadır.
Bu antlaşma, tüm parlamentolarca da onaylanmıştır.
Zaten 143 maddelik Lozan'ın metni, ekleri ve protokolleri de, herkese apaçıktır.
Şimdi gelelim asıl mevzumuza.
Lozan'da hiçbir kuşku götürmeyecek netlikte ve şekilde gizli bir anlaşmanın olmadığını izah ettikten sonra, buz yazımızda aslında ne demek istediğimize gelelim.
Yalan propagandaların etkisinde kalmayanlar, sadece namuslu Atatürkçüler olmuştur!
Zira onlar, daima hakikatin ve bilimin arkasından........
