İzzet ve şerefimizi Atatürk’e borçluyuz
Tarihini unutan milletlerin hafızasız kalacağını unutmayalım.
Hiçbir konu yoktur ki, tarihin izlerini ve yankılarını içinde barındırmasın.
Şimdi sizi Atatürk'ün olmadığı bir döneme götüreceğim.
Bugün neden Atatürksüz olunmaz dediğimizi, daha anlaşılır kılmak istiyoruz.
Geçmişte yaşanmış çok elim bir olayı, Nevarin soykırımını gündeme getireceğim.
Başlayalım…
Navarin Katliamı, Yunanistan'ın bağımsızlığını kazanması sırasında yaşanan katliam dizisinin bir parçası olan bir katliamdı.
Katliam 19 Ağustos 1821 günü Mora Yarımadası'ndaki Navarin şehrinde gerçekleşti ve şehrin yaklaşık 3000 kişilik Türk sakini katledildi.
Şehirde bulunan Türk sakinleri, açlık yüzünden teslim olmayı kabul ettiğini Yunanlılara bildirdi.
Yunanlar da bunun üzerine şehrin sakinlerini Mısır'a güvenli bir şekilde götüreceklerini söyledi.
Elbette ki böyle bir şey olmayacaktı.
Yunanlılar he zaman ki gibi yalan söylemiş ve kafalarında kurguladıkları katliam planını devreye sokmuştu.
Türk vatandaşlarının teslim olma işlemi bitince, şehirdeki Türklere ait tüm mallar, paralar ve mücevherler Yunanlara teslim edildi.
Artık Türklere ait elde kalan tek şey, savunmasız bedenleriydi.
Yunanlar söz verdikleri güvenli yolculuğu gerçekleştirmeye en başından beri niyetli değillerdi.
Müzakere eden Yunanlardan biri olan Poniropoulos, yıllar sonra General Gordon'a teslim olma belgesinin Türklerdeki kopyasını yok ettiğini ve geride böyle bir anlaşmaya ilişkin bir kanıt kalmadığını söylemişti.
Peki, Türklerin katledilmesi olayı nasıl gerçekleşti…
19 Ağustos 1821 günü şehrin kapıları açılınca, Yunanlar hemen içeriye hücum etti ve kaçabilen 160 kişi dışında 3000 kişilik Türk nüfusunun tamamı katledildi.
Bu vahşi ve aşağılık soykırıma tanıklık eden bir Yunan rahibi olayı şöyle anlatmıştı:
"Mermiler ve kılıçlarla yaralanmış kadınlar kaçmak umuduyla denize koşuyordu. Fakat bu sırada Yunan askerleri tarafından kasten vuruluyorlardı.
Kollarında bebekleri olan anneler, kıyafetleri çalındığı için tek gizlenme yeri olan denize girerek saklanmaya çalışıyordu.
Kadınlar burada suda çömelirken, insan olmayan tüfekli askerler tarafından hunharca öldürülüyordu.
Yunanlar bebekleri annelerinin kollarından alarak kayalara vurarak görülmemiş bir vahşetle öldürüyordu.
Üç ve dört yaşlarındaki çocuklar ise denize atılarak boğulmaları seyrediliyordu. Katliam bittiğinde cesetler ya denize atıldı ya da sahile yığıldı ve bir salgın hastalık tehdidiyle karşı karşıya kalınmıştı.
Olayların başlamasından önce Yunanistan'da 50.000'e kadar Türk yaşamaktaydı. 1821 yazına gelindiğinde onların neredeyse tamamı öldürülmüş veya kaçmak zorunda bırakılmışlardı.
Yunanistan Türkleri kendilerinden sonra çok az iz bıraktılar. Onlar ansızın ve tamamen 1821 yazında yok oldular.
Bu yok oluş tüm dünyanın gözlerinden uzak oldu ve arkalarınca ağlanmadı. 20 binden fazla yaşlı, erkek, kadın, çocuk Türk; kendi komşuları Yunanlar tarafından birkaç hafta içinde öldürüldüler."
Tarihte neler olduğunu ve ders alınmazsa benzer şeylerin bugün dahi olabileceğini hatırlatmak istedim.
Sahi birisi vardı "Keşke Yunan kazansaydı" diyen.
Neden peki?
9 Eylül'de Yunan denize döküldüğü için olabil mi acaba?
Bu gibi tiplerin soydaşlarına sahip çıkması gayet anlaşılabilir bir şey.
Biz Türk'üz, Atatürkçüyüz.
Ve biz biliyoruz ki, Atatürk olmasaydı bugün yeryüzünde Türk adıyla yaşayan tek kişi kalmayacaktı.
O bakımdan Haydar Baş Bey ne demişti:
"Atatürk Vatandır. Atatürk Türk milletinin namusudur."
