Etkin talep var ama refah neden yok?
Kapitalizmin en büyük ironilerinden biri şudur:
Teoride tüketim gücünü kabul eder, pratikte sermayeyi büyütür.
1929 Büyük Buhranı dünyayı sarstığında John Maynard Keynes sahneye çıktı ve çok net bir teşhis koydu:
Piyasa kendi kendini her zaman toparlayamaz. Eğer talep yoksa üretim çöker, işsizlik artar ve ekonomi daralır.
Bu, iktisat tarihinin en doğru tespitlerinden biridir.
Ancak aradan geçen neredeyse bir asra rağmen şu soruyu sormak zorundayız:
Madem etkin talep bu kadar merkezi, neden gelir dağılımı bozuluyor?
Neden krizler aralıklarla geri dönüyor?
Neden büyüme rakamları artarken refah tabana yayılmıyor?
Sorun teoride değil.
Sorun, teorinin hangi sistem içinde uygulandığında ortaya çıkıyor.
Etkin talep kimin için?
Keynes, devletin talebi desteklemesini savundu. Kamu harcamaları artacak, gelir dolaşıma girecek, üretim canlanacaktı.
Ancak bu müdahale, mülkiyet yapısını değiştirmedi. Para üretim mekanizması yine bankacılık sistemi üzerinden yürüdü. Finans sektörü merkezde kaldı.
Yani etkin talep, sistemin kalbine değil; kriz anlarında kullanılan........
