menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Değişim ve tiyatro

11 0
26.07.2026

"Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumladılar; oysa asıl sorun onu değiştirmektir." Karl Marx

Halk, tiyatroda hayatının konu edilmesinden, hatta metaforlarla, alegorik anlatımlarla sahneden yansımasından bile hoşlanır. Görüp geçirdiklerini, duyup düşündüklerini, sorunlarını tiyatroda izlemekten, edebiyat eserinde okumaktan zevk alır. Çünkü, hayatının en azından bir bölümünü tiyatro ve edebiyat aracılığıyla görür, yüzleşir, sorgular, empati yapar, farkındalığını artırır.

Antik Çağdan beri tiyatro ve edebiyat, insanın kendisini, yaşadığı toplumu, çağını tanımasının ve değiştirmesinin en etkili yollarından biri olduğu kabul edilir. Halk, hayatının konu edildiği eserleri ilgiyle takip eder. Bunun nedeni, sahnede ya da kitap sayfalarında kurgusal bir anlatımın içinde kendi yaşamından izler bulmasıdır. İnsan, günlük yaşamda karşılaştığı olayları, sevinçlerini, sevgilerini, acılarını, haksızlıkları, direnişi ve umudu sanatın estetik diliyle yeniden görür. Bu da izleyiciye ve okura yalnızca duygulanma değil, düşünme, sorgulama ve yaşadığı dünyayı farklı bir gözle değerlendirme ve değiştirme fırsatı verir. Yani seyirci değişimi önce tiyatro sahnesinde prova eder, sonra yaşamda...

Gelgelelim, post-modern ve aşırı soyutlayıcı, absürd yazarları bir kenara bıraksak bile, ki bırakmamız gerekir... Çünkü, bu yazarla eserlerinde genellikle, toplumsal ve tarihsel gerçekliği görünmez kılarlar ve sebep sonuç ilişkisinden kopuk bireysel çıkmazlarda debelenen insanı, biçimsel performanslarla anlatırlar. Oysa tiyatronun, edebiyatın temel görevi, insanı içinde yaşadığı tarihsel, sınıfsal ve toplumsal ilişkiler ağı içinde kavramak, yansıtmak ve değişimin işaretini vermektir.

O nedenle bu tür yazarları “bir kenara bırakalım” dedim...

Ancak bazı gerçekçi yazarlar ve sanatçılar da halkın gerçekliğini olduğu gibi yansıtmakla yetinir... Ve ne yazık ki, bu tutum, mevcut düzeni aşmanın ya da geleceğe ilişkin yeni umutlar beslemenin ve bu umutların gerçekleşmesi için mücadele vermenin önünü açmaz... O nedenle Bertolt Brecht;

“Sanat, gerçeği yansıtan bir ayna değil, onu şekillendiren bir çekiçtir” diye vurgular.

Bu tür gerçekçi yazarların eserlerinde değişimden yana dönüştürücü ve ufuk açıcı bir gelecek tasarımı çoğu zaman eksik kalır. Belki de mevcut gerçekliğin değişebileceğini ummadıkları için, geleceğe yönelik bir bakış açısını göremiyoruz. Nitekim ya mevcut gerçekliğin değiştirilmesini amaçlamadıklarından ya da Herakleitos’un; “Her şey akar, hiçbir şey sabit kalmaz" ve "Değişimin tek kuralı değişimdir” ya da “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” kuramından habersizdirler.

O nedenle bu tür gerçekçi yazarlarda ve sanatçıların eserlerinde geleceğe dair bir düşünce ve duygu göremeyiz. Ve bu yolda kesin bir tavırlarına, duruşlarına da rastlamayız. Bu tür yazarlar ve sanatçılar halkın meselelerini anlatmakla yetinen gözlemci bir konumundadır.

Ne........

© Yeni Düzen