menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Βize Benzeyen Yabancılar”

11 0
yesterday

Bugünkü köşe yazımı Yorgos Frangos’un kitap tanıtımı etkinliğinde yaptığım konuşmaya ayırdım. CTP başkanı Sıla Usar İncirli ile AKEL genel sekreteri Stefanos Stefonus’un da hazır bulunduğu ve konuşmalarıyla selamladığı etkinlik, iki-toplumlu, iki-dilli toplantılara örnek oluşturacak bir yetkinlikteydi. Umarım, bu tür etkinlikler giderek çoğalıp yaygınlaşır.

Aşağıda konuşmamı paylaşmadan önce şunu belirteyim ki, Frangos’un kitabının Yunanca başlığını kelime kelime çevirirsek “Bize Benzeyen Tanımadığımız” olabilir. Ben,  “Bize Benzeyen Yabancılar” başlığını kullanmayı tercih ediyorum.

“Gazeteci-yazar Yorgos Frangos, “Bize Benzeyen Yabancılar” kitabında Kıbrıslı Türk şairlerin ve yazarların çalışmalarından seçtiği örnekleri inceliyor ve Yunanca konuşan okuyucuların erişimine sunuyor. Böylece, iki toplum arasında kültürel bir köprü kurma çalışmalarına yardımcı oluyor.

Bu ülkenin bu tür çalışmalara fazlasıyla ihtiyacı vardır, çünkü uzun yıllardan beri adamıza iletişimsizlik damgasını vurmuştur. 1950'lerde başlayan ve sonraki on yıllarda devam eden etnik çatışmalar, Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türklerin hayatın her alanında karşı karşıya gelmelerine yol açmıştır. Bu dönemde, kültürel ve diğer alanlardaki işbirliği ve her türlü temas sona ermiştir.

1974 yılında Türkiye Kıbrıs’ı coğrafi ve demografik olarak ikiye bölünce, iki toplum arasında uzun yıllar hiçbir iletişim kurulmadı. Çatışma kültürü ve güvensizlik baskın hale geldi. “Öteki” sayılanlara korkuyla bakıldı ve korku nefreti körükledi.

Sivil haklar aktivisti Martin Luther King'in ünlü konuşmalarından birinde söylediği gibi: İnsanlar birbirlerinden nefret ederler, çünkü birbirlerinden korkarlar. İnsanlar birbirlerinden korkarlar, çünkü birbirlerini tanımazlar. İnsanlar birbirlerini tanımazlar, çünkü iletişim kurmazlar.

İletişimsizlik, dünyanın her yerinde barış karşıtlarının elinde önemli bir silah oldu. Çünkü, çatışma dili, sadece diyaloğa kapalı olmakla kalmaz, "ötekini" peşinen dışlar. Ötekilerin acılarına ve sorunlarına şu ya da bu şekilde duyarlılık gösterenler “hain” olarak damgalanırlar.

“Etik boyut, Öteki sahneye girdiğinde başlar”

Oysa, Umberto Eco’nun da dediği gibi, “Etik boyut, Öteki sahneye girdiğinde başlar.” “Biz” ve “Onlar” ayırımının hüküm sürdüğü ortamlarda ötekinin acısına bakmak, etik bir gerekliliktir. Başkalarının, “bizden” sayılmayanların ahvalinin “bizi” ilgilendirmesi, yaşadıkları yıkım ve adaletsizliklere hafızamızda yer açmamız, etik sorumluğumuzun bir gereği olduğu gibi,........

© Yeni Düzen