Venedik en çok da renkler, tatlar, şiirsel bir iç yolculuk gibiydi: VENEDİK’TEN BİR SANAT BUKETİ
Venedik’te aşırı dozda sanat yüklenerek adaya döndüm. Genelde seyahatlerimde diz üstü bilgisayarım yanımda olur ve otel ya da kaldığım yerden yazarım haftalık yazılarımı. Geçmişte de bir Venedik deneyimim olduğundan çok hafif bir bagajla gitmem gerektiğine karar verdim ve yazımı önceden yazdım geçen hafta. Normalde kaldığım yerde yazılmış bir Venedik yazısı olurdu bu. Duygudan fazla uzaklaşmadan bu hafta yazayım dedim. Hayat öylesine yoğun ki döneli 3-4 gün olmasına rağmen sayısız sorumluluk girdi araya. Bir haftalık ayrılık sonrası birikenler üşüştü birden. Geçen gün çok güldüğüm bir internet geyiği (memes) izledim. Üç arkadaş bir tatile gidiyor; birisi planı yapan, diğeri navigasyonu kullanan üçüncüsü ile hiçbir şeyle sorumlu olmayıp çevreye bakarak tadını çıkaran. Bizim üçlüde ben sürekli cep telefonuyla yön bulmaya çalışan rolündeydim. Venedik’te kaybolmamak imkânsız bu arada. Navigasyon kafayı yiyor çoğu zaman. Daracık sokaklar, köprüler, kimi zaman vaporetto denen küçük teknelere binme gerekliliği filan… Bilmediğin şehirlerde kaybolmak güzeldir aslında; başkalarından sorumlu değilsen tabii, bir de yetişmen gereken bir performans filan yoksa. Sokaklar cep telefonuna bakıp yer bulmaya çalışan turistlerle doluydu. Bu arada ben kendime hiçbir zaman turist demiyorum, sevmediğim bir tonu var bunun nedense; gezgin demek daha hoşuma gidiyor, zaten tipik bir turist aktivitesine de benzemiyor hiçbir zaman başka ülkelerdeki deneyimlerim.
Hem bienal hem de bienal kapsamındaki tiyatro festivali idi bu ziyaretin ana ekseni. Planlayıcı arkadaşımız Antonis kalınacak yer, biletler, haritalar ve izlenecek oyunlarla diğer erkinliklere dair her türlü bilgiyi içeren birer dosya tutuşturdu elimize. Her anı dopdolu bir programdı. Şunun farkına vardım bir kez daha, hayatta bana sanattan daha fazla mutluluk veren çok az şey var. Çağdaş sanata, enstalasyon ve videolara bayıldığımı söylemeliyim bu arada. Her........
